Köy Enstitüleri Tarihçesi

Öğrencilerini köylerden seçen öğretmenlik yanında köyün
sosyal-ekonomik kalkınmasına da katkıda bulunması beklenen
öğretmenleri yetiştirmek üzere kurulan Köy Enstitülerinde, devletin az
yardımı ile, öğretmen adayları, iş içinde çalışacak, hem kendi
barınaklarını, dersliklerini ve diğer gereksinimlerini, çalışma
yerlerini yapmışlar; hem de gereken genel kültür ile meslekî bilgileri
ve tarım çalışmaları yaparak köy için gerekli olan beceriyi
kazanmışlardır. Bunlar, işi bilen öğretmen ve usta öğreticilerin
rehberliği altında gerçekleşmiştir.
1942-43 öğretim yılında, Köy Enstitüleri’ne öğretmen, bölge
okullarına yönetici, gezici başöğretmen, ilköğretim müfettişi ve kesim
müfettişi yetiştirmek amacıyla Hasanoğlan Köy Enstitüsü bünyesinde
Yüksek Köy Enstitüsü açılır. Enstitülerin ilk resmî öğretim programı
1943 yılında yayımlanmıştır. Programa göre, ilkokulu bitiren çocuklar
sınavla Köy Enstitülerine alınır ve karma eğitim uygulanır. Toplam beş
yıl süren öğretim zamanının yarısı kültür derslerine, dörtte biri
tarım dersleri ve çalışmalarına, dörtte biri de sanat ya da teknik
derslere ve çalışmalara ayrılmıştır.
Zamanla sayıları 21’i bulan Köy Enstitüleri 1944’ten itibaren yılda
ortalama 2000 öğretmen mezun etmeye başlar. Köylere gönderilen
öğretmenlere tarım araç ve gereçleri ile üretimde bulunmak ve
gelirinden yararlanmak üzere tarla ve üretim hayvanları verilir.
1946’ya kadar köylerdeki öğretmen açığını kapatan 16.400 kadın ve
erkek öğretmen ile 7300 sağlık memuru ve 8756 eğitmen yetiştirmiştir.
Mezunlar arasında Mehmet Başaran (doğ. 1926), Talip Apaydın (doğ.
1926), Fakir Baykurt (doğ. 1929) ve Mahmut Makal (doğ. 1933) gibi
yazarlar da bulunmaktadır
Köy Enstitüleri 1953 yılında kapatıldı.
Son olarak;
Köy enstitüleri kurulduğu yıllardan kapatılıncaya kadar pek çok
eleştirininde konusu olmuştur, öncelikle okuldan mezun olan
öğretmenlerin yirmi yıl boyunca ve sadece kendi köyünde devlete hizmet
yapmak zorunda olmaları bu eleştirilerin başında gelir, bunlara ek
olarak bugün için eğitim sisteminde “angarya” sayılanokul binası
yapımı gibi işlerinin “eğiterek öğretme” başlığı altında çocuklara
yaptırılması, okuldaki öğrencilerin eğitimleri sırasında cinslerine
göre eğitim verilmesi (erkeklere ve kızlara tarla sürme ve çapa
yapmanın öğretilmesi ama yemek yapma, çocuk bakımı vb. konuların
sadece kızlara öğretilmesi gibi) bugün öğretmen sendikalarının ve
modern eğitimden yana olanların karşı çıktığı bir yöntemin uygulanmış
olması gibi haklı eleştiriler yapılmıştır.
Okulların kentlerin dışında inşa edilmesi sadece çocukların eğitim
için alınması, pratik eğitimin içine askerlik dahil olarak militarist
bir eğitim verilmesi gibi uygulamalar, kamuoyunda, zamanın
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından cumhuriyeti korumak amacıyla
sivil milisler yetiştiriliyor, düşüncelerin oluşmasınayol açmış, bu
okullar bir sonraki hükümet tarafından kapatılırken de İnönü’nün
yeterli tepki vermemesi ise “cumhuriyetin korunması için askerlerle
anlaştı okulların tasfiyesine göz yumuyor” türünden spekülasyonlara
sebep olmuştur.
ancak bütün bunlara karşın bu okulların okuyarak ve tartışarak öğrenme
gibi bir yöntemi uygulayarak bugün var olan ezberci eğitime daha o
günden karşı çıktıklarını ve yukarıdaki listede görüldüğü gibi o
günlerin zor koşullarında binlerce nitelikli öğretmen, sağlık memuru
ve eğitmen de mezun ettiğini unutmamak gerekir.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.