Kalküta’nın Çocukları Yada ‘Hindistan Cevizinin Üstünde Neden Kıllar Var?’ Bir Belgesel Film Üzerine Düşünceler.

Bir Amerikalı veya Avrupalı için üçüncü dünya ülkesi her zaman gizemli ve mistik bir çağrışım yapar, yazdıkları kitaplarda yaptıkları filmlerde anlattıkları öykülerde hep bundan bahsederlerde çoğu zaman üçüncü dünya ülkelerine yaptıklarından bahsetmezler.
İşte bunlardan birisi olan bayan fotoğrafçı Zana Briksi nin bakış açısıda tipik bir batılı bakış açısı, ve suç ortağı Ross Kauffman’ile yaptığı film ise tam bir çocuk sömürüsü edebiyatı, filmin öyküsünü okuyunca merak içinde beklemeye başlamıştım acaba bu konuyu nasıl işlediler diye, film bitince ise büyük bir hayal kırıklığı ile baş başa kaldım, film de fahişeler onların çocukları fahişeler var ama ortada Zana ve Ross dan başka beyaz yok, zannedersin ki bu çocuk fahişeleri talebini yaratanlar Hintliler bütün film boyunca bir tek beyaz ‘müşteri’ görsem ya –bu noktada kurgucu Ross Kauffman’ı ayrıca kutluyorum(!) beyazları büyük bir başarıyla filmden ayıkladığı için- ama ne gezer sanki dünyanın dört bir tarafından Hindistan’a, Bombaya,Tayland’a veya Malezya’ya çocuklarla fuhuş yapmak için giden beyazlar yok hatta bunların tur operatörleri bile yok ve hatta sanırsın ki ABD de kurulmuş 8 yaşındaki kızlarla cinsel ilişkiye girmeyi zorunlu sayan bir örgüt yok(1), ama ne var Kalküta’nın kırmızı ışık bölgesinde küçük çocukları kurtarmaya çalışan iki; (ve ilerleyen sahnelerde görüyoruz ki )bir kaç tane beyaz var
BRAVO!!!
Evet alkışlar bu iki beyaz için demeyi isterdim ama ben maalesef alkışlayamadım hoş zaten onlarında benden alkış almak gibi bir niyetleri olmadığı asıl amaçlarının Oscar almak olduğunu filmin sonunda anladım, nasıl mı? bütün film boyunca acaba bu iki beyaz Hindistan’daki bu sorunun çözümü için herhangi bir yerel kaynakla bir dernek vakıf veya hatta kamu kuruluşu bile olabilir bir işbirliği yaparlarmı acaba diye merak ettim ama hayır tek başlarına çalıştılar; ne mahallenin sorumluları ile yerel bazda çözmeye çalıştılar, nede daha geniş bir çocuk kitlesine ulaşmak için yerel bir örgütle işbirliği yapmak istediler, beyaz olmanın kibiri içinde kendi teknolojik imkanlarının üstünlüğü ile (-ki o teknolojiye ulaşmak için yıllarca Hindistan’ı sömürdüklerini unutaraktan) birkaç çocuktan bir belgesel yapmışlar hele çocukları okutmak için gösterdikleri çaba tam bir timsah gözyaşları, gittikleri Hindistan okullarında pek çok sorunla karşılaşmalarına rağmen bir beyaz tarafından kurulmuş olan ‘Geleceğin Umudu’ (ne kadar alçakgönüllüce bir isim değimli?) okulunun beyaz yöneticisinin üstün vasıflarının saymakla bitmeyişi den de anlaşılıyor ki film Oscar için yapılmış
Burada şu gerçeğe dikkat çekmek isterim ki söylediklerim yanlış anlaşılmasın sanat toplumun yaşamını değiştirmek üzere vardır, sanatçı bunu yapabilen insandır –bu değişimin devrimsel yada evrimsel olması başka bir konu- dolayısıyla ‘Zana teyze’ ile ‘Ross amcanın’ yaptıkları şeyi iyi anlamak önemli.
Eğer toplumu değiştirmek için siyasi ideolojik bir çaba yapılıyorsa – sanat bu çabada mutlaka gerekli- ancak uygulanan yöntem kişisel çıkarlar için olmalı, işte yukarıda anlattıklarım tam bu noktada duruyor kişisel amaç için çaba gösteren iki Amerikalı…Filmin Hindistan’a bakış açısı bir yazarın kitabında geçen şu cümle ile ne büyük bir benzerlik taşıyor ‘Hindistan Cevizinin Üstünde Neden Kıllar Var?’(2) herhangi bir batılı için ne kadar anlaşılmaz, anlamsız bir madde olan Hindistan cevizi ve o dünyayı anlamaktan tanımaktan uzak sıradan bir Amerikalı veya Avrupalı insanın sorusu gibi; ‘Hindistan Cevizinin Üstünde Neden Kıllar Var?’ filmde aynen böyle diyeceğim ama diyemiyorum çünki fazlası var birde orada yaşananlardan nasıl Oscar alırım sorusuyla yola çıkılmış ve sonuçta çocukların sömürülmesiyle kotarılmış sömürgeci bir filmden başka bir şey çıkmamış ortaya,
Eeee! tabi beyazları bu kadar masum hatta kurtarıcı gibi gösteren bir filme Oscar vermeyip de ne yapacaklar, benim gibi ‘hadi len!’ diyecek halleri yok ya…
Tufan Dinarlı – Söke 2006Not: Kameranın her hareketi kaydettiği filmde bir yer var ki bilinmez kalıyor, ‘Zana teyzemize’ ‘Geleceğin Umudu’ okulunun yöneticisi beş dakika içeride görüşebilirmiyiz diyor ve bir daha film boyunca bu görüşmeden bahsedilmiyor, bir okulun yöneticisi kamera önünde okulu hakkında neden konuşmak istemezki yoksa gizli bir işler mi çeviriyor diye düşünmeden edemiyor insan….

Kaynakça:
(1) ‘Amerika ‘da California ‘da Rene Giuon Derneği 2500 üyesiyle kendilerine 8 yaş altında çocuklarla seks yapmayı hedeflemişlerdir. Bu grubun sloganı ‘8 yaşında seks yap yoksa çok geç kalmış olursun şeklindedir.’’
– Çoçukların Ticari Olarak Cinsel Sömürüsü-rapor.
Yazan: Prof. Dr. Oğuz POLAT http://www.adlitip.org/yazilar/gunceller/paylasim/cocuklarin_ticari_olarak_cinsel_somurusu.htm
(2) “Sıradan Delilik Öyküleri”- Charles Bukowski