Söke Un Yabancılara satılmış, Üzüldüm….

Türkiye’nin 52 yıllık un şirketi Söke Un, İngiliz menşeli yatırım fonu Mediterra Capital Partners I LP’nin yüzde yüz sahip olduğu MKU Un A.Ş.’ye satıldı.

RADİKAL-Söke Un hissedarları ile İngiliz menşeli yatırım fonu Mediterra Capital Partners I, LP’nin yüzde yüz sahip olduğu MKU Un A.Ş. arasında Söke Un hisselerinin yüzde yüzünün satışı ile ilgili olarak nihai satın alma sözleşmesi imzalandı.
Şirket tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Söke Un hissedarları ile İngiliz menşeli yatırım fonu Mediterra Capital Partners I, LP’nin yüzde yüz sahip olduğu MKU Un A.Ş. arasında Söke Un hisselerinin yüzde yüzünün satışı ile ilgili olarak nihai satın alma sözleşmesi imzalandı. Yapılan İşleme ilişkin Rekabet Kurumu başvurusu yapılmıştır. Taraflar işlemin önümüzdeki günlerde tamamlanabilmesi için çalışmaktadırlar. Mediterra, Söke Un markasının pazardaki güçlü konumuna ve 60 yılı aşkın süredir geliştirdiği üretim tecrübesine güvenmekte, bu sağlam temeller üzerinde şirketin Mediterra’nın desteğiyle hızlı bir büyüme yaşayacağına inanmaktadır. Bu hızlı büyümenin sağlanabilmesi için kapasite artışı da dâhil olmak üzere farklı stratejiler değerlendirilmektedir. İşlemin tamamlanması halinde Söke Un’un mevcut Ortak ve Genel Müdürü Seyda Akdurak, Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevlerine devam edecektir” denildi.

devamını okumak için tıklayınız

Söke Un, İngilizlere satıldı Radikal'de!_20150315085729

“Şehir Uçarken” Ahlâk Düşüyor mu?

Önce bir soru, diyelim ki? seçim zamanı bir belediye başkanı tekrar aday oldu. Seçim çalışmaları sırasında şehrin bütün billboardlarını kendi partisinin afişleri ile donattı, ücretsiz takvim, broşür, atkı’lar dağıttı kendisinin, partisinin reklamını yaptı ve fakat bütün bunların parasını belediye bütçesinden harcadı. Bu durumda aklınıza ilk gelen şey nedir?

  1. Hangi parti yaptı acaba bunları?” Diyenler buradaki linkten devam edebilirler, yazının kalanını okumalarına gerek yok.
  2. Vay namussuz! halkın parasını kendi çıkarları için nasıl kullanır?” Diyenler, bu yazı sizler için yazıldı.

Söke Belediye Çiftliğindeki Yolsuzluk İddiaları ile İlgisi Olmayan Kândil Yazısı

Efendim bildiğiniz gibi bugün Kandil mübarek bir gün, böyle bir günde insanlar para pul işleri ile vakit kaybetmemeli. bende bir süredir yaptığım bir çağrıya, bugün için ara veriyorum. çağrı ne idi hatırlatmak gerekirse Belediye Başkanı Necdet Özekmekçi ve Belediye Meclis Üyeleri mal varlığını açıklasınlar idi Kandil münasebetiyle bu çağrımı bugün yapmıyacağım -ama merak etmeyin yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz-
Şu ana kadar belediye başkanından kandil kutlaması ile ilgili bir mesaj gelmedi. ama gelir -sanırım- böyle şeyleri genellikle ihmal etmez bayram, yılbaşı kandil hep cep telefonuma belediye başkanından bir mesaj gelir. tabii bu güne kadar yazdıklarıma kızıp bana küsmediyse (Aslında bana göre küsmesi için bir sebep yok, çünkü on yıl önce seçilirsem “mal beyanımı açıklayacağım” dedi ben de “On yıl geçti ne bekliyorsun açıkla artık” diyorum bu kadar basit.)
Belediye başkanının kızıp kızmadığını henüz bilmesem bile belediye çalışanlarından bana kızıp küsenler var olduğunu sanıyorum. Diyeceksiniz ki belediye çalışanı, maaşlı memur neden sana kızsın, maaşını alsın işini yapsın neden senin yazdıklarınla ilgilensin ki? Yerinde bir soru ama bu kanıya nerden vardığımı yazayım belki bana hak verirsiniz.
Bildiğiniz gibi Söke Belediyesi çiftlik gibi yönetiliyor, bilmiyormuydunuz Sökeyi köy haline getirenlerin yönetim yerini çiftliğe çevirmelerine neden şaşırmamak gerekir açıklayayım;
Geçtiğimiz yıl bir Golftaş firması ile ilgili yazı okumuştum. Söke suyunu ücretsiz kullanıyorlar vs. gibi. Bunun üzerine ben de aynı soruları merak ederek bir yazı yazmıştım (buradan okuyabilirsiniz) bu konu gündemi epeyce meşgul etti ama benim belediyenin çiftlik gibi yönetiliyor iddiamı ispatı tam bu sırada ortaya çıktı. bu kanıt nedir? derseniz bir gazeteci belediye başkan yardımcısı Enver Helvacı ile yaptığı görüşmeyi yazmış (yazıyı buradan okuyabilirsiniz)
burada su işlerinden sorumlu olan Söke Belediye Başkan Yardımcısı Enver Helvacı Sökenin suyunu üçretsiz kullandığı iddiası ile ilgili adı geçen firma hakkında “benim haberim yok” diyor. Şimdi dikkatinizi çekerim “benim haberim yok” diyen kişi “Sen”, “Ben”, “O” değil de belediye başkan yardımcısı ve bu işlerin sorumluluğu da ‘teorik olarak’ ona ait. Sonradan kulağıma gelen duyumlara göre “sen o firmanın avukatımısın” gibi laflarla gazeteciyede azarlamış ama bunlar dedikodu olduğu için geçeyim asıl mesele belediye başkan yardımcısı sıfatı taşıyan yetkili kişinin vurdumduymazlığı.
Ben bu yazıyı okuyunca şaşırdım kendi kendime “yok devenin pabucu bu kadar da olmaz yani, ulan Nezir anma sallamışsın bu sefer” dedim ve beklemeye başladım, bekliyorum ki belediye bir basın bülteni ile bu yazılanları yalanlayacak (malum belediyenin kalemi kuvvetli bir basın bürosu var şurada ve burada ne demek istediğim yazıyor) ve bizde sorumlu olduğu makamdan habersiz bir belediye başkan yardımcısının olmadığını öğreneceğiz.
Ama nerde! günlerce bekledim o kalemi kuvvetli yalancılığı tescilli basın bürosu yalandan bir yalanlama yapsa ya! Yok maalesef. Eh! aradan bu kadar süre geçtiğine ve bugüne kadar bu yazıyı yalanlayan olmadığına göre yazılanların hepsi doğru demek ki. Nezir’in de günahını almışım buradan söyleyeyim “pardon Nezir”.
“balık baştan kokar” diyerek kestirmeden gitmeyip biz gene, şu aldığı maaşları haketmeyen, sorumluluğundan bi haber belediye başkan yardımcısına dönelim, normal bir belde de Belediye Meclisi, basına kadar yansıyan bu rezilliğin hesabını soramak için bu kişiyi çağırır ve “vatandaşın hakkı olan su konusunda nasıl bilgi sahibi olmazsın” “burası babanın çiftliği mi? senin işin bu konuları takip etmek” “birileri yetim hakkı mı? Yiyor” (AKP’li belediye meclis üyelerine buradan selam göndereyim -hani ağızlarından düşürmüyorlar ya ondan- ) sorularını sorar kendisine oy veren seçmenlerin haklarını korur ya…
E! tabi bunların hiçbirisi olmadı. Neden derseniz, herkes meşgul, çünkü iddia ya göre Söke Belediye Meclisinde CHP, AKP, MHP meclis üyeleri hep birlikte “PEŞKEŞ AŞ” diye gizli bir şirket kurmuşlar bütün şehri yağmalayıp talan etmekle meşgullermiş en dürüst adamı da suyun başına pardon kasanın başına oturtmuşlar, şu sıralar seçimler yaklaşırken tekrar seçilemezsek diye ne büyük vurgunlar yapılıyormuş duyanların dudakları uçukluyor yani. Anlayacağınız millet Ankara’daki İstanbul’daki hırsızlarla uğraşmaktan burnunun dibindekileri göremiyor.
Herkes “PEŞKEŞ AŞ” ortağı olunca sonuç da bildiğiniz gibi “eşşek eşşeği ödünç kaşır” hikayesi.
Ama şunu da söyleyeyim ben bunların hiç birisine inanmadım. Bu kadar büyük bir çıkar örgütü olacak şey değil hadi diyelim ki belediye meclisindekiler çıkarlarında birleşti, bunların partileri var partilerin ilçe başkanları var bunlar da suç ortağı olamaz diye düşündüm ve inanmadım. ( burada bir parantez açayım,mhp ilçe başkanının basın açıklamalarında yazılı olan “geçmiş ile ilgilenmiyoruz bizi gelecek ilgilendiriyor” sözü biraz kafamı karıştırdı ama ihtimal vermedim çünkü bu sözü hırsızlık varsa üstünü örtmek için kullanmış olamazlar gibi geliyor. Ama ortada bu kadar duman varken bu sözleri neden söylediklerini de anlamadım. )
Neyse şuna inanıyorum uzun zamandır yaptığım “mal varlığınızı” açıklayın çağrısı karşılıksız kalmayacak belediye başkanı ve meclis üyeleri mal beyanlarını açıklayarak bütün bu söylentileri yalanlayacaklar.
Açıklamazlarsa ne mi olacak?
Bugün kandil, aslında bana küsenleri yazacaktım ama nerelere geldik, ben şu telefonumun mesaj kısmını bir kontrol edeyim bakayım belediye başkanı ile küsmüyüz değilmiyiz? O konulara daha sonra devam ederim.

Bir Kaset Skandalı ve Chp Aydın İl Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Akkentli İle Konuşmamız

    Geçtiğimiz günlerde Söke Ekspress Gazetesinde yayınlanan bir haberin altına eleştiri yazısı yazmıştım. (haberi bu linkten okuyabilirsiniz http://www.sokeekspres.com/Haber/9672-toyran-chp-ye-uyelik-basvurusunu-yapti.aspxbu yazıda şöyle demiştim:

 
“Rezillik üzerine Murathan Munganın bir sözü var “bu ülkede herşey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız” demiş şair. bu fotoğrafı görünce aklıma geldi dün Süleyman Toyran hakkında bir sürü laf söyleyen basın bülteni yazarak eleştiren Chp ilçe yöneticileri, il meclis üyeleri bugün rezil olmak bir yana utanmadan birlikte fotoğraf çektirmişler. bari kamuoyundan bir özür filan dileyin diyecem ama demek ki bu ülkede rezil ve utanmaz olmuyorsunuz.”
 
Bu yazıyı yazdıktan sonra yazımdan alınan kişilerden Chp Aydın İl Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Akkentli bir gece beni telefonla aradı. (bu siyasiler gündüzleri çok yoğunlar herhalde ya da çok çalışıyoruz havası vermek mi istiyorlar bilemedim.)
 
Eleştiri yazımı okuduğunu bu konuda konuşmak istediğini söyleyerek daha önce yayınladığı basın bülteninde yer alan şu sözlerini bana tekrar etti:
“CHP İl Başkanımız Sayın Barkan KALINOMUZ,CHP İl Yönetim Kurulumuz,CHP Aydın Milletvekillerimiz ,Sayın Metin Lütfi BAYDAR ve Sayın Osman AYDIN ,CHP Seçim ve Hukuk İşerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Bülent TEZCAN ,CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan yardımcımız Gökhan GÜNAYDIN ve Genel Sekreterimiz Sayın Bilhun TAMAYLIGİL ile yapmış olduğumuz görüşmelerimizde kesinlikle böyle bir gelişmeden bilgilerinin olmadığını söylediklerini belirtmek isterim.”
(Fatih Akkentlinin basın bültenini buradan okuyabilirsiniz)
Ve ekledi bunların hepsinin kaydı var istersen dinletebilirim dedi. “Gerek yok teşekkür ederim.” dedim ama yanıtımı herhalde yeterli bulmadı ki ekledi: “Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu ile de görüştük onunda böyle bir kişiden ve işten haberi yok. Yaptığımız gürüşmenin kaydı var istersen dinletebilirim” dedi ve ekledi ama “off the record.” tabii ben bunu duyunca biraz şaşırdım genel sekretere kadar herkesle yapılan konuşmayı kayıt etmek ve daha önce bir kaset sıkandalı ile genel başkanı değişmiş bir partinin yeni genel başkanı ile yapılan görüşmeyi yasa dışı olarak kayıt etmek gerçekten cesaret istiyor.
Burada bir parantez açarak “off the record” sözcüğünü bilmeyenler için açıklamak istiyorum. Bu konuda wikipedia ansiklopedisi şunları yazıyor:
Off the record, bir habercilik terimi. Haber kaynağının, gazeteciye kayda almaması koşulu ile açıkladığı bilgidir. Haberin içeriğinde yer verilmeyecek olan bu bilgi, olayın haber üzerinde çalışan gazeteci tarafından etraflıca anlaşılması için kendisine söylenir. Gazetecilik etiği gereği gazetecinin bu bilgiyi açıklamaması gerekir.” (merak edenler için maddenin linkiburada)
 
Şimdi efendim ‘gazetecilik etiği gereği açıklanmaması gereken bir bilgiyi’ niye açıklıyorsun diyerek beni suçlamadan önce yazımın devamını okumanızı öneririm.Çünkü gazetecilik etiği benim için çok önemli.
 
Parentezi kapatıp devam edeyim Fatih Akkentli “istersen dinletebilirim” dedikten sonra ben, yasadışı yapılmış bir kayıtı dinleyerek suç ortağı olmak istemediğim için dinlemek istemediğimi söyledim. Kendi haklılığından iyice emin olmuş olmalı ki “-biz rezil olmadık” dedi. Eh! Murathan Mungan’ın haklı çıkmasına sevindim doğrusu.
Ardından ben ona siyasilerin mal varlıklarını açıklamaları hakkında ne düşündüğünü sordum: “açıklamaları gerekir, ben seçilirsim ben de açıklayacağım” dedi, ben de herhalde ileri için büyük beklentileri var diye düşündüm ama sanırım konuyu tam anlatamamışım aslında 1990 yılında kabul edilen 3628 Sayılı Kanuna göre seçilmişlerin tamamı zaten mal bildiriminde bulunmak zorunda ancak bunların açıklanması kişinin isteğine bağlı.
Neyse bu konuya daha başka bir yazıda gireceğim için şimdilik bir bilgi olarak yazmış olayım. Fatih Akkentli ile telefonda yaptığımız konuşmayı yazmaya devam edeyim;
Bana “Özür” konusunu anlamadıklarını söyledi, tahmin edebiliyorum siyasilerin hiç anlamadıkları ve belkide manasını bile bilmedikleri bir sözcük Özür. “Yanıldığınız için olabilir” diyerek geçiştirdim bir siyasi kişi “Özür”ün ne olduğunu bugüne kadar anlamadıysa benim anlatmam zaten işe yaramaz.
Ve nihayet sürekli “kaydı var dinleteyim” diyor ya ben de merak ederek; “Fatih sen böyle her şeyi kayıt altınamı alıyorsun” diye sordum. Cevap beklediğimden farklı oldu; bana cevap olarak “yıllar önce siyasete başladığı zaman konuştuğu kişilerin sürekli sözlerini inkar ettiğinden” bahsetti ve ekledi “ben de o günden beri yaptığım her konuşmayı kayıt altına alıyorum”
Eh! bu sözler üzerine söyliyecek bir kelime bulamadım “iyi geceler” dileyip telefonu kapattım.
Hiç kimseye güvenmeyerek herşeyi kayıt altına alan bir siyasetçi “vay!” dedim “memleket ne hale gelmiş” öyle ki üyesi olup çalıştığı, il yönetimine kadar yükseldiği, siyasi partinin genel başkanına bile güvenmiyor ve konuşmalarını izinsiz olarak kayıt ediyor. Üzüldüm. Bu sözler üzerine telefonla yaptığımız karşılıklı görüşmeyi düşündüm bu şartlar altında belli ki bizim konuşmamızıda kayıt altına almış oluyordu. Böyle olunca da bana söylemiş olduğu kayıt dışı kelimesinin de bir anlamı kalmıyordu çünkü Fatih Akkentli ile yaptığımız görüşme kayıt dışı “Off the record” bir görüşme değil bizzat kendisi tarafından kayıt altına alınan “On the record” bir görüşme imiş. Bana düşen de bunları yazarak kamuoyu ile paylaşmak oldu.
Konuşmamızın bir yerinde ben siyasette yeniyim sizin gibi ağabeylerden öğreneceğim şeyler var öğretirseniz sevinirim demişti ben bir siyasetçi değilim ama yaşam hakkında var olan bilgim dahilinde bir kaç nasihat vereyim ki bakarsın yararlı olur;
Sevgili Fatih, gazeteciler, suçlarını itiraf edip rahatlıyacağın psikolojik danışman değildirler.Bir suçu itiraf ederek arkasından “off the record” diyerek kendini kurtaramazsın. İyi insanlar, kendilerine itiraf edilen veya bildirilen bir suçu yazmazlar ise suç ortağı olurlar.
Bana sorarsan sen bırak bu kaset işlerini falan, bak bir önceki genel başkanınız Deniz Baykal’ın başını yedi bu işler, yani bunlar tehlikeli sular, dürüst ol, hayatta ve siyasette dürüst olmak her zaman insana para kazandırmayabilir ama vicdanın rahat olur herşey maddiyat değildir.
Umarım bu yazdıklarımdan gerekli dersleri çıkarırsın, Kendine iyi bak. Sevgiler.

Söke Belediyesinin İki Birimi Yalan Söylerse Eğer… E Belediye Macerasının Sonu (4.Bölüm)


Önce kısa bir hatırlatma, bundan bir süre önce (14 Aralık 2012 tarihinde) ‘Bir E Belediye Macerası’ başlığı ile belediyenin yaptıklarını eleştiren bir yazı yazmıştım. Bu yazımdan sonra Söke Belediyesi gazetelere bir basın bülteni göndermiş ve ‘sözlerimin gerçeği yansıtmadığını’ söylemişti.
Ben de bunun üzerine 26 Aralık 2012 tarihinde Söke Ekspres gazetesinde “Bir E-Belediye Macerası, Macera Devam Ediyor…(2.bölüm)” ve 03.01.2013 tarihinde “Söke Belediyesi Basın Bülteni Gerçeği Yansıtmıyor. İşte Gerçekler (3.Bölüm) başlıklı iki yazı yazmıştım. (okuyamayanlar ya da hatırlamak isteyenler; http://hayatadair2006.blogspot.com adresine bakabilirsiniz.) 
Bu iki yazıda özet olarak belediye basın bürosu ile bilgi işlem bürosu imzalı cevap yazısının gerçeği yansıtmadığını, kamuoyunu aldatacak şekilde yalan-yanlış bilgiler içerdiğini ve işlerinin belediye çalışmalarını halka duyurmak olan ve ücretlerini söke halkının vergilerinden alan bu iki birimin gerçekleri saklamak için düzenlenmiş sayfalar yaptığını belgeleri ile kamuoyuna duyurmuştum.
Cevap yazısını okumaya devam edeceğiz ama burada bir ara verip aklıma takılan iki soruyu sizlerle paylaşmak istiyorum, ilk soru şu; acaba ilk kez mi böyle yapıyorlar? Biraz üstü kapalı oldu haklısınız açmaya çalışayım;
Belediye basın bürosu ile bilgi işlem merkezi, benim yazımdan önce de kendilerini eleştiren insanlara bana yaptıkları gibi yalanlarla dolu cevap verdiler mi? Korkutmaya uğraşıp hedef göstermeye çalıştılar mı? İnsan ister istemez düşünüyor.
Ben kendilerine ‘işinizi düzgün yapın’ diye bir yazı yazdım, ‘tamam, yapalım’ diyecekleri yerde, ellerindeki çamur kovasını hemen üstüme boca ettiler, elimde belgeler olduğu için bana atmaya çalıştıkları çamur kendi üstlerine yapıştı, gerçek gün yüzüne çıktı.
Ama gerçekten iyi niyet ile işinizi düzgün yapın diye yazan başka insanlara da çamur attılar mı? Acaba diye merak ettim.
Merak ettiğim diğer bir husus ise bu basın bülteni kimin onayı ile yayınlandı, yoksa bu iki birim kendi başlarına mı böyle bir işe kalkıştılar acaba. Merak işte… (du bakalım)
Söke Belediyesi tarafından gazetelere gönderilen “Söke Belediyesinden Tufan Dinarlı’ya Cevap, Başarı Tesadüf Değildir başlıklı basın açıklamasını incelemeye devam edelim,
Bildiğiniz gibi Söke Belediyesinin bana hitaben cevap yazmasının nedeni; 14 Aralık 2012 tarihinde Söke Ekspres gazetesinde yayınlanan ‘Bir E Belediye Macerası’ başlığını taşıyan (hani şu yağmurlu havada yazdığım) yazım, o yazıda e belediye uygulamalarını eleştirmiştim, ancak Söke Belediyesine yaptığım tek eleştiri aslında bu değildi. Yazıdan bir alıntı ile diğer eleştirilerimi hatırlatayım: “Sosyal Demokrat” olduğunu iddia ederek Söke halkından oy alan, seçildikten sonra, “Halk içine çıkmayan, insan yüzüne bakmayan, belediye başkanı nasıl ‘sosyal’ oluyor?” diye sorarak devamında;
“yaşadığımız kentte, şehir içi ulaşım; özel,  şehirlerarası ulaşım; özel, çöp toplama; özel, mezbaha yok dolayısıyla özel, bir tane halk ekmek yok, açlara yemek verecek bir aş evi yok, depreme hazırlık desen hak getire, demokratlık bunun neresinde?”  diye merak ettiğimi belirtmiş ve  “işte ‘sözde’ sosyal ve ‘sözde’ demokrat olan (Söke) belediye başkanı…” diye devam etmiştim. (yazının tamamını http://hayatadair2006.blogspot.com adresinde okuyabilirsiniz.)
Basın Bürosu ve Bilgi İşlem Merkezi isimli iki Belediye birimi bana cevap olarak yazdıkları basın bülteninde bu konulara hiç değinmemişler, acaba diyorum belediyenin iki birimi bu konular da benimle aynı fikirdeler mi? Yoksa Söke Belediye başkanının ‘Sosyal’ ve ‘Demokrat’ olduğunu belirten hatta ispatlayan yeni bir basın bülteni yazacaklar mı?
Gülmeyin, olabilir. Nasıl ispatlayacaklarını ben de merak ediyorum ama mutlaka bir şeyler bulacaklardır, “bir kez aday olacağım” diyen belediye başkanı ikinci kez aday olduğu zaman, belediye başkanı sözlerini tuttu diye gazetelere açıklama yolladılar –ilk aklıma bu geldi- Gerçi bugün için “sözleri gerçeği yansıtmıyor” olabilir ama bakarsınız belediye de değişiklik olur, ne de olsa seçimler yaklaşıyor.
Sonuç olarak;
Artık meclis ve encümen kararlarına gerçekten ulaşılabiliyor.(Aynı zamanda ‘nihayet’ demek gerekiyor çünkü ilkyazımı 14 Aralık 2012 tarihinde yazmıştım, bugün 9 Ocak 2013.)
Bütün bu yazdıklarından sonra ‘Eleştiriye açığız’ diyenlerin, ‘eleştiriye açık’ olmadıkları anlaşıldığı gibi aslında hiçbir eleştiriye tahammül edemedikleri ortaya çıktı.
Ve anlaşıldı ki eleştiriler karşısında özür dileyerek yanlışı düzeltmek yerine bulundukları makamlardan güç alarak halka, halk adına sorular soranlara çamur atmayı, tetikçilik yapmayı gazetecilik zannediyorlar.(şimdi basın meslek ilkeleri, gazeteciler cemiyeti, onların üyesi gazeteciler vs. konularına girmek istemiyorum, o konulara girersem yazı bitmeyecek.)
Ve yine anlaşıldı ki bundan dokuz yıl önce “şeffaf belediyecilik” anlayışı ile yola çıktıklarını iddia edenlerin “sözlerinin gerçeği yansıtmadığı” üç tane yazı ve sayfalar dolusu belge ile ispatladım ve yazdıklarım sayesinde bugüne kadar ‘lafta’ kalan ‘şeffaf belediyecilik’ anlayışı gerçekten, biraz olsun hayata geçti.
(Söke halkı adına güzel bir kazanım, oturdukları makam koltuğunu babasının malı sanan, oradan aldıkları güçle insanlara zart zurt diyerek terör estirmeye çalışanlardan korkumuz yok, kimsenin yazmadıklarını, yazamadıklarını ben yazıyorum.)
Ve aslında Söke Belediye Meclisinin yapması gereken denetimleri Söke de yaşayan bir vatandaş olarak ben yapıyorum. Belediyenin, meclis adına hareket eden ve doğruları söylemesi gereken birimlerinin yalanlarını yanlışlarını düzeltiyorum ama olsun şikâyetçi değilim, elimden geldiği kadar yaparım, belediye meclis üyelerin de ‘şeffaf belediyecilik’ istediklerine inanıyorum, şu ana kadar tepki vermeme sebepleri olarak herhalde yazılarımı gözden kaçırdılar diye düşünüyorum. (‘şeffaf belediyecilik’ anlayışının devam etmesini isteyen okuyucularım http://hayatadair2006.blogspot.com adresinde yer alan bu yazının bir kopyasını tanıdığı Söke Belediyesi Meclis Üyelerine e-posta ile gönderebilir.)
Ve bütün bu yazdıklarıma karşılık olarak henüz –yetkili- hiç kimseden bir “özür dileriz” sözcüğü duymadım. Belediye, basın bürosu, bilgi işlem merkezi vs. hakkında günlerdir yazıyorum ama yetkililerden tık yok, konuyu bilmeyenler, yazılarımda sanki Söke Belediyesinden değil de NASA’nın Marstaki uzay aracından bahsediyorum zannedecek.
Gerçi utandıkları için olabilir ama suskunlukları devam ederse insanlar farklı yorumlayabilirler.
Tufan Dinarlı
Not: Yukarıda sözü edilen yazıların tamamını ve belediyenin yalanlarını ortaya çıkaran belgeleri http://hayatadair2006.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.

Söke Belediyesi Basın Bülteni Gerçeği Yansıtmıyor. İşte Gerçekler (3.Bölüm)


Önce kısa bir hatırlatma, bundan bir süre önce (14 Aralık 2012 tarihinde ‘Bir E Belediye Macerası’)  belediyenin yaptıklarını eleştiren bir yazı yazmıştım bu yazımda ayrıca meclis ve encümen kararlarına ulaşılamadığını belirtmiş ve bu durumu eleştirmiştim. Benim bu eleştiri yazım üzerine Söke Belediyesi gazetelere bir basın bülteni göndermiş ve sözlerimin gerçeği yansıtmadığını söylemişti. Ben de bunun üzerine yeni bir yazı yazmış ve belgeler yayınlayarak onların sözlerinin gerçeği yansıtmadığını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştum.
Söke Ekspres gazetesinde 26 Aralık 2012 tarihinde yayınlanan “Bir E-Belediye Macerası, Macera Devam Ediyor…(2.bölüm)” başlıklı yazım da (okuyamayanlar ya da hatırlamak isteyenler için http://hayatadair2006.blogspot.com adresine bakabilirsiniz.) meclis ve encümen kararlarına ulaşılmadığının belgesini yayınlamış ve yazmıştım;
“benim yazım yayınlanınca eksikliği fark ederek düzeltmişler”
Yukarıda belirttiğim gibi yazım yayınlandıktan sonra düzeltmişler, oysaki en baştan benim yazıma “teknik bir sorun olmuş, düzelttik” diye cevap yazsalardı bu konu bu kadar uzamayacaktı.
Ama şark kurnazlığı yaparak hem hatanın bir kısmını düzeltip hem de bu konuyu eleştiren kişiye karşı “sözleriniz gerçeği yansıtmamaktadır” diye bir cevap verilince işin rengi değişti, ben de 2.bölüm de belgeleri yayınladım ve onların “sözlerinin gerçeği yansıtmadığı” ortaya çıktı, umarım mahcup olmuşlardır.
Söke Belediyesi tarafından gazetelere gönderilen ve yayınlanan “Söke Belediyesinden Tufan Dinarlı’ya Cevap, Başarı Tesadüf Değildir başlıklı basın açıklamasını okumaya devam edelim, çünkü hâlen ortaya konulması gereken gerçekler var, şöyle yazmışlar;
“Hem encümen, hem de meclis kararlarına istediğiniz tarih aralıklarında ulaşmanız mümkündür. ”
Yazıma başlarken yaptığım alıntıda meclis kararlarına, benim yazım yayınlanana kadar ulaşılamadığını belgeleri ile ortaya koymuştum, bana verilen cevap ta ise “Hem encümen, hem de meclis kararlarına istediğiniz tarih aralıklarında ulaşmanız mümkündür” diyorlar ama gerçek böyle değil ne yazık ki,
Yalan söylüyorsunuz diyeceğim ama biraz ağır kaçabilir, iyisimi şöyle söyleyeyim; SÖZLERİNİZ GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR. Çünkü Encümen Kararlarına bu yazı yazılana kadar geçen sürede henüz ulaşılamıyor…
Bu sefer bir değil dört tane belge üstelik peşin peşin, İşte;
Belge 1:
Söke Belediyesi tarafından gazetelere gönderilen ve yayınlanan “Söke Belediyesinden Tufan Dinarlı’ya Cevap, Başarı Tesadüf Değildir” başlıklı cevap yazısının yayınlandığı gün encümen kararlarına ulaşılıyor mu diye bakmışım (başarı tesadüf değil ama şaibeli galiba …) ve sonuç Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı’ yani bana ‘sözleriniz gerçeği yansıtmıyor’ diye cevap yazdıkları gün bile kendi yazdıklarını kontrol etmek akıllarına gelmemiş ve kamuoyuna yalan söylemişler…
Belge 2:
10. ETR ödülü Sökeye verildiği zaman gazetelerde haberleri çıktı, “Söke Bunu Hep Yapıyor” diye gazeteler yazdı, o zaman tekrar encümen kararlarına ulaşılıyor mu diye kontrol etmişim (sizde bunu hep yapıyorsunuz anlaşılan…) sonuç aynı ‘Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı’

Belge 3:
10.ETR ödülünü aldıktan sonra Söke Belediye Başkanı bir açıklama yapıyor, “bu başarı küçümsenemez” diyor, kimse küçümsemiyor ama başarıyı bir görebilsek diyerek,  bende encümen kararlarına ulaşılıyor mu diye bakıyorum sonuç yine aynı ‘Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı’ olmayan bir başarıyı büyütüyorlar gibi sanki…

Ve son olarak
Belge 4:
Yılbaşı geliyor ve ben ulaşılamıyor diye yazı yazdıktan 17 gün ve bana cevap yazdıklarından 15 gün sonra yine aynı yazı  ‘Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı’

Belediyenin Basın Bürosu ve Bilgi İşlem Merkezi isimli iki uyanık birimi, akılları sıra hatalarını düzeltip bir de üstelik bana ‘yalancı’ anlamına gelebilecek şekilde basın bülteni yayınlıyorlar ama yalancının mumu yatsıya kadar yanar, yukarıdaki Belgelerde de görüldüğü gibi belediyenin encümen kararlarına bu yazı yazılana kadar geçen sürede ulaşılamıyor.

İlkyazımı hatırlıyorum, yağmur altında koşarak gittiğim ve belediye binasını yerinde bulduğum yazı, şimdi o yazdıklarımı düşünüyorum da kendi kendime “serap mı gördüm acaba” diyorum. 
Neyse, belgelerde de görüldüğü gibi Söke Belediyesi tarafından gazetelere gönderilen ve yayınlanan “Söke Belediyesinden Tufan Dinarlı’ya Cevap, Başarı Tesadüf Değildir başlıklı basın açıklamasında yer alan; “Hem encümen, hem de meclis kararlarına istediğiniz tarih aralıklarında ulaşmanız mümkündür.” İle başlayan ve ardından “Necdet Özekmekçi Başkanlığı’nda şeffaf bir belediyecilik anlayışı ile (abç.)  yönetilen Söke Belediyesi’nin” diye devam eden cümle ‘yalan’ demiyorum tabi ayıp olmasın diye, şöyle söyleyeyim, yazdıklarınız yaptıklarınız ve de sözleriniz“ GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR”.
-Bu kadar belgeden sonra belediye basın bürosu artık yağmur yağdığı gün ‘Sökeye yağmur yağdı’ dese herhalde kimse inanmayacak, altında bir çapanoğlu arayacak-
Şaka bir yana şimdi burada biraz durup düşünmek lazım, bu kadar yazıp çiziyoruz eleştiriyoruz, “eleştiriye açığız” diyenlerin, “şeffaf belediyecilik” sözünü ağızlarından düşürmeyenlerin iftira atmalarına maruz kalıyoruz ama Söke Belediyesi Encümen Kararlarını hâlen okumak mümkün değil, insan ister istemez düşünüyor, NEDEN? Bir şey mi saklıyorsunuz, şeffaflık derken kastettiğiniz şey yaşadığınız özel asansörlü sırça saraylar mı?
Ve efendim son olarak şunları söylemek istiyorum, Olaya daha geniş, objektif bir açıdan bakacak olursak eğer, Söke Belediye Başkanına bağlı iki birim var, bu birimlerde çalışan ve Söke halkının ödediği vergilerle maaşlarını alan çalışanları var. Şimdi bu birimler; kendilerine yöneltilen “işinizi düzgün yapın” anlamı taşıyan bir eleştiri yazısına bile gerçeği yansıtmayan bir yazı yazarak karşılık verme yolunu seçmişlerse eğer insan merak ediyor bu cesareti nereden ya da kimden alıyorlar diye ve ister istemez insanın aklına bir soru daha takılıyor; Bu iki birimin bağlı olduğu belediye başkanı bu durum karşısında ne yapacak acaba!
Ya da belki de şöyle yazmak gerekiyor; Söke Belediye Başkanı, beni ‘sözleriniz gerçeği yansıtmıyor’ diye suçlayan ama içindekilerin yalan olduğu ortaya çıkan basın bülteni ile bu basın bültenini yayınlayan Basın Bürosu ve Bilgi İşlem Merkezi isimli iki Belediye birimi hakkında ne yapacak.
Ben de merakla bekliyorum ama sanırım öncelikle bir “özür dileriz” sözünü duymayı hak ediyorum. Çünkü herkesin bildiği gibi “basın yoluyla hakaret”in ceza yasasında yeri vardır.
Devam Edecek

Bir E-Belediye Macerası, Macera Devam Ediyor…(2.bölüm)


Hatırlarsanız bir süre önce Söke Belediye Başkanının sosyal ve demokrat tanımının ‘sözde’ olduğunu yaptıklarının bununla ilgisi olmadığını belirten ve ayrıca e belediye uygulamalarını ile başka konuları eleştiren bir yazı yazmıştım (okumayanlar şu linkten okuyabilirler; http://hayatadair.net/?p=38  ) bu yazım üzerine aynı gazetede 15 Aralık 2012 tarihinde “Başarı Tesadüf Değildir” başlıklı bir cevap yazısı yayınlandı.
Yazıyı okuyunca şöyle bir düşündüm, cevap yazısı Söke Belediyesi Basın Bürosu ve Söke Belediyesi Bilgi İşlem Merkezi imzasını taşıyor, yani bu iki büroda çalışanlar imzalamış, Oysaki belediyeye yöneltilen neredeyse her eleştiride ‘bir sorumlu varsa o da benim, bunlar bana bağlı birimler’ diyen belediye başkanı, bu sefer sorumluluk almamış, üstelik de, cevap yazısının altına imza koyacak bir belediye başkan yardımcısı bile bulamamışlar…
Üzüldüm, bu iki birime kimse sahip çıkmıyor galiba, yazık dedim,  çünkü bildiğiniz gibi Belediye demek, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi demektir, belediye çalışanları kendilerine verilen işleri yaparlar, yaptıkları işlerde bir yanlışlık, bir eksiklik, bir hata varsa bu, onları yönetenlerin suçudur, sorumlusu da onlara bu emri verenler ile kontrol etmeyenlerdir.
Ve doğal olarak ben de yazılarımda belediyeyi yönetenleri eleştiriyorum, çalışanlarını değil… Sorduğum sorular ve beklediğim cevaplarda kamuoyu adına kişisel değil.
Bu noktanın altını çizelim ve önce benim yazımı bir hatırlayalım ardından cevap olarak gönderilen yazıyı birlikte okuyalım.
Ben özet olarak e belediye uygulamalarında 2012 yılına ait Meclis kararları ile encümen kararlarına ulaşılamıyor demiştim. Cevap olarak gelen yazı şöyle başlıyor:
Söke Belediyesi web sayfasında yer alan E-Belediye uygulamalarında yer alan encümen ve meclis kararlarına erişemediğiniz ile ilgili sözleriniz gerçeği yansıtmamaktadır.”(altını ben çizdim.)
sözleriniz gerçeği yansıtmamaktadır Bu elbette oldukça iddialı bir cümle, yani insanlar, bu cümleyi okuduktan sonra acaba bahse konu olan kişi ‘yalan yanlış şeyler mi? söylüyor’ diye akıllarına bir soru işareti gelebilir, kullanmadan önce iyice düşünmek gerekir.
Ayrıca şunu da düşünmek gerekir, ya meclis ve encümen kararlarına ulaşılamıyor diye iddia edenin elinde belge varsa,  o zaman ne olacak, insanlar belgeyi görünce ne düşünecekler, öyle değil mi? O zaman sizin sözlerinizin gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkmaz mı? Yazarken hep bunları düşünmek gerekir.
 Bir de bu sözü kime karşı kullanıyorsunuz, o da önemli, şimdi bilenler bilir ama bilmeyenler için kendim hakkında bir şey yazayım, yalanı sevmem, yalan konuşmayı ve yazmayı sevmem, ayrıca elimde somut kanıt olmadan hiçbir iddia da bulunmam, diyerek lafı fazla uzatmadan belgesini yayınlıyorum…

İşte Belge:
 daha iyi okunabilmesi için bazı bölümleri büyüterek bakalım;

Bir önceki yazımda;
 E Belediye sayfaları arasında gezinirken bir bölüm ilgimi çekti,  Meclis kararları bölümü, tamam dedim şu, şehir içinde bulunan belediye arsaları neden yeşil alan yapılmadı da imara açıldı ve satıldı birilerine rantmı dağıttılar yoksa belediye borçlarını mı kapattılar acaba diye merak ettiğim için, şu meclis kararlarını bir okuyayım dedim, doldurulması zorunlu alanları var –ki sadece iki tarih giriyorsunuz o kadar-  onları doldurdum, gönder düğmesine bastım ve cevap olarak –Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı– diye bir uyarı çıktı.” Diye yazmıştım. O paragrafa şunları eklesem iyi olacakmış, “ardından Print screen tuşuna basarak sayfanın bir fotoğrafını çektim ki -olmaz ama- olur da tersini söyleyen olursa elimde belge bulunsun, gerekirse yayınlarım diye…”
Evet, iyi ki yapmışım,  bu belgeden de anlaşılacağı gibi benim yazıyı yazdığım 11.12.2012 tarihine kadar aramalarda e-belediye üzerinden meclis ve encümen kararlarına ulaşılamıyor ve “Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı” yazısı çıkıyor. Yani yaklaşık olarak bir yıllık meclis kararlarına ulaşılamıyor, Demek ki özet olarak söyleyecek olur isek benim sözlerim gerçeği yansıtmaktadır.
O zaman da, Söke Belediyesi Basın Bürosu ve Söke Belediyesi Bilgi İşlem Merkezi imzalı açıklamayı yazanlara bu belgenin ışığı altında -sizin ifadenizle söyleyecek olursak- ne yazık ki Sözleriniz Gerçeği Yansıtmamaktadır
Cevap yazısı okuduktan sonra e belediye uygulamalarına tekrar baktım; artık meclis kararlarını ulaşılabiliyor. Bu da gösteriyor ki ben, meclis ve encümen kararlarına ulaşılamıyor diye bir yazı yazana kadar, “şeffaf belediyecilik” anlayışı lafta kalmış veya kimsenin aklına gelmemiş, benim yazım yayınlanınca eksikliği fark ederek düzeltmişler, bu da iyi bir şey, amacımız bağcıyı dövmek değil, yaptığım eleştiriler de yazdığım yazılarda da amacım, yaşadığı kente duyarlı bir vatandaş olarak daha güzel, daha iyi, herkesin mutlu olduğu bir Söke de yaşamak için…
Devam Edecek…

Tufan Dinarlı

‘Bir E-Belediye Macerası’ yazıma gönderilen yanıt


Söke Ekspres gazetesinde yayınlanın ‘bir e belediye macerası’ başlıklı yazıma belediyeden bir cevap geldi, basın ve halkla ilişkiler bürosu ve bilgi işlem bürosu imzası ile gönderilen yazının tam metnini aşağıda yayınlıyorum. Tırnak içerisinde ve italik olarak yazılan yazılar orjinal metinde aynı şekilde yer almaktadır.
Tufan Dinarlı
 *******************************
BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR
Söke Belediyesi web sayfasında yer alan E-Belediye uygulamalarında yer alan encümen ve meclis kararlarına erişemediğiniz ile ilgili sözleriniz gerçeği yansıtmamaktadır. Hem encümen, hem de meclis kararlarına istediğiniz tarih aralıklarında ulaşmanız mümkündür. Necdet Özekmekçi Başkanlığı’nda şeffaf bir belediyecilik anlayışı ile yönetilen Söke Belediyesi’nin meclis ve encümen kararlarının 2004 yılından günümüze kadar olan (9 YILLIK) tüm arşivine erişebilirsiniz.
Erişememenizin nedeni zaman zaman internet şebekesindeki sıkıntılar yada Söke Belediyesi’nin veri güvenliği açısından sistemin otomatik olarak aldığı data yedekleme zamanına denk gelmesinden olabilir. Takdir edersiniz ki bu oldukça doğal bir durumdur.
Türkiye’de birçok büyükşehir belediyesinden bile daha önce E-Belediyecilik uygulamalarının birçoğunu hayata geçirmiş Söke Belediyesi’nin bu başarısı; yine Türkiye çapında birçok belediye tarafından örnek alınmıştır. Yazınızda küçümsediğiniz E-TR büyük ödülünü Cumhurbaşkanlığı makamında Sayın Cumhurbaşkanı’nın elinden alan ilk ve tek belediye SÖKE BELEDİYESİ’dir. Akıllı Kent Otomasyon Sistemi (AKOS) ve E-Belediye uygulamaları sadece en büyük ödüle değil bunun yanında Başarı Ödülü ile Jüri Özel Ödülü’ne de layık görülmüştür. Kaldı ki; 2010 yılında Söke Belediyesi tarafından alınan bu üç ödül; Kamudan Vatandaşa e-Hizmetler Kategorisi”nde Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Sigortacılık Genel Müdürlüğü, Çevre ve Orman Bakanlığı ve Şişli Belediyesi ile finalde yarışılarak kazanılmıştır. Söke Belediyesi’nin kimlerle yarıştığını takdirlerinize bırakıyoruz.
Ödülü nasıl aldığımızla ilgili sözlerinize gelince; Türkiye E-TR Ödülleri Yarışması Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ve Türkiye Bilişim Vakfı (TBV) tarafından düzenlenen bir yarışmadır. Bu yıl 17 Aralık 2012 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) himayesinde yapılacak olan yarışmada oylamalar jüri tarafından elektronik ortamda yapılmaktadır. Ayrıca jüri üyeleri yarışmaya katılanlarca kesinlikle bilinmemektedir. Bu nedenle ödüllü belediyeci kardeşlerim siz bu ödülü nasıl aldınız, almak için araya adammı soktunuz yoksa diyesim geliyor ama neyse du bakalım” sözleriniz sadece Sökeli olarak yürek acıtıcıdır.
Saygılarımızla…
Söke Belediyesi Basın ve Halkla İlişkiler Bürosu
Söke Belediyesi Bilgi İşlem Bürosu

Bir E-Belediye Macerası


Efendim, Sökenin içme suyu üzerine bundan bir süre önce bir yazı yazmıştım. Orada bazı yazarlardan alıntılar yaparak kimi sorular yöneltmiş ve cevap beklediğimi belirtmiştim, Başka köşe yazarları da bu konuda yazılar yazdılar,  aradan geçen bunca zamana karşı yazılanlar hakkında henüz kimse bir açıklama yapmadı. Susmak kabullenmektir gerçi ya neyse, bekliyorum.
Bildiğiniz gibi Söke Belediyesi e-devlet ödülü aldı- ve yine bildiğiniz gibi sosyal demokrat olan Söke Belediye başkanı –gülmeyin şimdi, diyeceksiniz ki belediye başkanı ortalarda yok, halk içine çıkmayan, insan yüzüne bakmayan, belediye başkanı nasıl ‘sosyal’ oluyor? Derseniz; Bu sorunuzu bana değil CHP+Kadın Meclisindekilere sorun, onlarda ‘Cumhuriyet’ ile ilgilenmekten fırsat bulurlarsa eğer Söke ile de ilgilenirler ve size bir yanıt verirler.-umarım.
Konuyu dağıtmayayım diyeceğim ama şu demokratlık üzerine de birkaç söz etmek lazım, çünkü yaşadığımız kentte, şehir içi ulaşım; özel,  şehirlerarası ulaşım; özel, çöp toplama; özel, mezbaha yok dolayısıyla özel, bir tane halk ekmek yok, açlara yemek verecek bir aş evi yok, depreme hazırlık desen hak getire, demokratlık bunun neresinde derseniz, onu da bilemem soracağınız adresi söyledim onlara, siz ne biçim ‘sosyal’ ve ‘demokratsınız’, ‘Cumhuriyet ile ilgilendiğiniz kadar, Söke ile de ilgilenseniz ya!’ diye sorun.
Neyse işte ‘sözde’ sosyal ve ‘sözde’ demokrat olan belediye başkanı, Cumhurbaşkanımızdan e belediye ödülü aldı biz de, boy boy fotoğraflarını duraklarda gördük hem konu hakkında bilgilendik, gururlandık hem de belediye başkanının yüzünü görüp hasret giderdik ya, işte lafı şu ödüllü e belediye uygulamalarına getireceğim…
Belediyenin internet sayfasında pek çok işlem yapabiliyorsunuz, yani gayet güzel görünüyor,
E Belediye sayfaları arasında gezinirken bir bölüm ilgimi çekti,  Meclis kararları bölümü, tamam dedim şu, şehir içinde bulunan belediye arsaları neden yeşil alan yapılmadı da imara açıldı ve satıldı birilerine rantmı dağıttılar yoksa belediye borçlarını mı kapattılar acaba diye merak ettiğim için, şu meclis kararlarını bir okuyayım dedim, doldurulması zorunlu alanları var –ki sadece iki tarih giriyorsunuz o kadar-  onları doldurdum, gönder düğmesine bastım ve cevap olarak –Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı– diye bir uyarı çıktı.
Oysaki sadece iki tarih girmiştim, tarih aralığını değiştireyim dedim, yaptım da 01.01.2012-12.12.2012 tarihlerini girdim ama boşuna yine aynı uyarı ile karşılaştım, bu şartlar altında çıkan sonuç şu – e belediye ye göre – geçtiğimiz bir yıl boyunca meclis kararı alınmamış(!) olmayacağını biliyorum ama ödüllü sayfadan daha iyi bilecek halimiz yok ya…
Başka bir yere daha bakayım dedim merak işte, bu sefer encümen kararlarını okumaya karar verdim, yine aynı şekilde iki tane tarih girip gönder düğmesine basıyorsunuz ve tıssss, yok bilgisayardan değil çeşmeden geliyor dışarıda şakır şakır yağmur yağıyor ama çeşmelerden bir damla su gelmiyor, yani efendim encümen kararlarına bakmaya bir kahve arası vereyim dedim, ama sular kesik,  tekrar bilgisayar başına dönerek denedim ı-ıh aynı uyarı çıkıyor ve öyle bana bakıp duruyor Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı.
(Sanki sözünü tutan belediye başkanı aranıyor diye yazıp enter tuşuna bastım da, yazı da bana hatırlatıyor, maalesef buna uyan bir kişi yok diye…)
Neyse sayfaya döneyim, yahu kriter dediğiniz hepi topu iki tane tarih aralığı, üstelik de geçtiğimiz bir yıllık zaman dilimini kapsıyor, bu kritere uygun bir sonuç nasıl bulamazsınız ödüllü belediyeci kardeşlerim siz bu ödülü nasıl aldınız, almak için araya adammı soktunuz yoksa diyesim geliyor ama neyse du bakalım…
Epey bir denedim ancak nafile, e belediye sayfası uygun sonuç bulamadı bu durumda ben de şu sonucu çıkardım – geçtiğimiz bir yıl boyunca meclis ve encümen kararı alınmamış(!).
Şaka tabii ama ben yapmıyorum şakayı e-belediyeciler yapıyor. Oysa basından okuyoruz meclis kararları, encümen kararları alınıp duruyor,(üstelik imar tadilatları kararları oy birliği ile alınıyor) aklıma takıldı, acaba dedim bu kararlarda belediye başkanının arkasına takılıp yok mu oldular. Hay Allah! Bak sen şimdi, daha çok merak ettim, belediye başkanı ortada yok, meclis kararları yok, encümen kararları yok, e belediye sayfasında bilgi yok, çeşmelerde su yok,  içim daraldı, hava da kapalı kasvetli,  üstelik dışarıda nasıl bir yağmur anlatamam ama meraktan çatlayacağım, giyindim çıktım, koşar adım yürüyerek belediye meydanına gittim, kafamı kaldırdım baktım Oh! …
Belediye binası yerli yerinde, çok şükür, rahatladım…

“Bilme Hakkı” ve Havadan Sudan Konular Üzerine…

Demokrasi ile yönetilen ülkelerde; insanların, kendilerini etkileyen kararların alınmasına gerçekten ve etkili bir şekilde katılabilmesi için çeşitli bilgilere ulaşabilmeleri gerekmektedir.
İlk bilgiye erişim hakkı 1766 yılındaki İsveç kanunudur. Fakat bilgiye erişim fikri Amerika Birleşik devletlerinin 1966 yılında Bilgi Özgürlüğü Yasası’nı geçirdikten sonra dünyaya yayılmıştır. Son on yılda birçok Latin Amerika, Afrika ve Asya ülkeleri hukuk rejimlerine bilgiye erişim yasalarını dâhil etti. Bu gün 84 ülkede bilgiye erişim yasaları bulunmaktadır.
Bilgiye erişim hakkı temel bir insan hakkı olarak tanınmıştır ve bilgiye erişim hakkının temelinde, kamu kurumlarının, “halka hizmet etmeleri veya halkın hizmetkârları” gibi hareket etmeleri ilkesi vardır.  Bu anlayıştan dolayı da kamu kuruluşlarının bizim adımıza tuttukları bilgilere erişim hakkımız vardır.
Bilgi edinme hakkı, Türkiye de 9-10-2003 yılında yayınlanan 4982 sayılı, bilgi edinme hakkı kanunu ile düzenlenmiştir. Bu kanunun dördüncü  maddesi aşağıdaki gibidir;
Madde 4 – Herkes bilgi edinme hakkına sahiptir.
Bilgi edinme hakkı demokrasi ile yönetilen ülkelerde, belediyeler de bir kaç şekilde kullanılır, bunlar, belediye başkanı bir açıklama yapar, bizler gazetelerde okuruz böylece bilgi sahibi oluruz, diğer yöntemler ise bilgi almak istediğiniz devlet dairesine veya belediye dilekçe verirsiniz, bu dilekçenize yanıt vermeleri zorunludur.
Başka bir yöntem ise kamu adına, soru soran gazeteciler vasıtası iledir.  Bu insanlar, kamunun yaptıklarını, kamuoyu adına sorgular ve sorular sorarlar, peki cevap alırlar mı? Bazen, genellikle ülkeyi veya bir şehri yönetenler halkın hizmetkârları olduklarını unutup, kendilerini ’Padişah’, ‘efe’ falan zannettikleri için, kamuoyu diye bir varlığı kabul etmek istemezler, dolayısı ile kamuoyu adına soru soranları da pek adam yerine koymazlar.
Peki, bilgi edinme hakkı için bu giriş neden derseniz, hem herkes hakkını hukukunu bilsin, hem de merak ettiğim bazı sorular var onları sorayım diye, olur ya okuyup cevap veren olursa…
Sökenin bir büyük kasaba olduğu yıllardır söylenir, doğruluk payı var, insanların yaşam alanları örneğin yeşil miktarı bu konularda belirleyici oluyor.
Şehrin içinde ana cadde üzerinde, yıllardır boş duran küçük arsalar vardı, buralara neden park yapılmaz derdim kendi kendime, bir gün birileri kazmaya başladı ve Aydın Caddesi, İstasyon Caddesi, yeni hastane karşısı, basket sahası derken Söke de yıllardır boş olarak duran alanlara birden binalar konuverdi,  ne oluyor? Bu yerler neden yeşil alan olarak düzenlenmedi de binalar yapıldı?
Merak işte…
Yeşillik, Çevrecilik deyince hep aklıma eskiden yaşadığım bir olay gelir;
Yıllar önce, bu yeşil severlik, çevrecilik yeni yeni ortaya çıkmaya başlamış iken, İstanbuldan bir arkadaşım gelmişti (yılını hatırlamıyorum ama aylardan nisan mayıs olduğuna eminim)
Sökeden Bodruma gitmek üzere beraber yola çıktık, ova yolunda ilerliyoruz, sağlı sollu buğday ekili tarlalar, yeni filizlenmiş, her taraf yemyeşil arkadaşım bana döndü ve  ‘ne kadar çevrecisiniz, her tarafı yemyeşil çimlerle kaplamışsınız’ deyiverdi.
Şöyle etrafıma bir bakındım hakikaten yemyeşil ama hayatında İstanbul dışına çıkmamış, buğday tarlası görmemiş birisine -utandırmadan- bunu nasıl anlatacağımı bilemedim, ‘haklısın yeşili severiz’ dedim…
Yıllar sonra şimdi düşünüyorum da herhalde Söke de yaşayan bizler de, pamuğun yeşili, buğdayın yeşili, mısırın yeşili derken çimen yeşilini aramıyoruz sanki –gerçi bulsak da ne oluyor, şehrimizde çimenlerin bir tek işlevi var o da ‘üzerine basmak yasaktır’ tabelası koymak sanki-
Yeşil deyince insanın aklına ister istemez su meselesi de geliyor, Sökenin çeşmelerinden akan su, yıllardır içilebilir kalite olmaktan çıktı, bunu düzeltmek için ne yaptıkları konusunda bir fikrim yok.
Geçenlerde Ali Sarayköylü nün bir yazısını okudum, Golf tesisleri ile ilgili bazı sorular sormuş, aynı soruların yanıtlarını ben de merak ediyorum,Ali Sarayköylünün izni ile yazısından alıntı yaparak devam ediyorum;
“Şimdi Söke Belediyesine soruyorum:

1- Kuşadası Golf Tesislerinde yeraltından çekilen su miktarı tarafınızca biliniyor mu?
2- Komşu arazilere çakılan artezyenlerle çekilerek tesislere akıtılan su miktarını biliyor musunuz?
3- Söke’de çeşitli yerlerdeki kaynak sularından bu tesislere akıtılan var mıdır? Bunlar hangi sulardır? Bu suların miktarı ne kadardır? Hangi şartlarla ve neye dayanılarak bu tesislere tahsis edilmiştir?
4- Böyle bir tahsis varsa bunun için bir bedel tahsil ediliyor mu? Kaç lira bedel üzerinden su veriliyor?
5-Komşu bahçelerden alınan sular için sadece bahçe sahibinin rızası yeterli midir? Bunun dışında da bir izin gerekli midir?
6-Söke’nin yer altı sularında, özellikle bu tesislerin yapımından sonra aşırı derecede seviye düşüşleri tespit edilmiş midir?”
Yukarıda yer alan sorular 24.8.2012 tarihli Söke Ekspres gazetesinde yayınlanan “Bu Kaynaklar Yetmiş Milyonun” başlıklı yazısında yer almıştır

(merak eden Söke Ekspres gazetesinin internet arşivinden bulup okuyabilir*),
Ben de Söke de yaşayan bir vatandaş olarak bu soruların yanıtlarını merak ediyorum (Malum olduğu üzere bilgi edinme hakkı).
Bugünlerde çeşmelerden içilebilir olmasa da su akıyor, ama böyle giderse bu suyu bile bulamayacağız galiba…

Tufan Dinarlı

*Gazete arşivi dedim ama Söke Ekspres gazetesinin arşivinde herhangi bir yazı aramaya çalışana Allah sabır versin, aradığınız yazıdan başka her şeyi bulabiliyorsunuz, iyisimi siz Google da aramayı deneyin.