8 Ağustos Gazetelerin Manşetleri

8 Ağustos Gazetelerin Manşetleri

“Cumhuriyet tarihinin en büyük meydan mitingi İstanbul
Yenikapı’da
yapıldı. 15 Temmuz’daki kanlı darbe girişimine direnip darbeyi
püskürten milyonlar bu kez Yenikapı’da tarihi bir buluşma
gerçekleştirdi. 5 milyon kişi toplandı. Cumhurbaşkanı ile AK Parti, CHP
ve MHP liderleri ilk kez aynı miting meydanında buluştu. Genelkurmay
Başkanı da ilk kez bir mitingde milyonlara hitap etti.” Aljazeera Türk

gazeteler,manşet,8 Ağustos,yenikapı,akp,chp,mhp,miting,demokrasi ve şehitler mitingi,15 temmuz,darbe,15 temmuz saldırısı,iç savaş girişimi,erdoğan,cumhurbaşkanı,miting sonrası, gazete başlıkları,akşam,anayurt,yeni şafak,amk,milliyet,posta,yeni birlik,dokuz sütun,milat,sonsöz,hürriyet,vatan,türkiye,aydınlık,dünya,ortadoğu,yeni asya,fanatik,yeni mesaj,cumhuriyet,takvim,milli gazete,diriliş postası,vatan,sabah,yeniçağ,haber türk,stra, daily news,foto maç,akit,yeni söz,birgün, güneş,günboyu,sözcü,karar

Okumaya devam et “8 Ağustos Gazetelerin Manşetleri”

Seçim Hileleri Raporu ve CHP’nin Acz’i…

CHP İzmir milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Erdal Aksünger’in başında bulunduğu Bilgi ve İletişim Teknolojileri Merkezi araştırması seçimlerde hilelerin nasıl yapıldığına dair  bir rapor yayınlamış ve bu rapora göre “kesinleşmiş” olan “5 (yazı ile beş) adet seçim hilesi” var.

Zannedersin ki milletle dalga geçiyorlar, raporda yazılanları ciddiye alıyorsan ve dahi önemsiyorsan o zaman adama sormazlar mı? “Bu kadar ‘ciddi’ seçim hilelerinin varlığını biliyorsun da seçime neden katılıyorsun?” eğer iddialarında samimi isen seçimlere katılmaktaki amacın ne, seçimlerde kazanırsan ne olacak daha bugünden kendi elinle hazırladığın bir rapor ile meşrutiyetini tartışmaya açmış olmuyor musun?, hasbelkader kazandın diyelim insanlar sana “hile yaptın kazandın” derlerse ne diyeceksin?

Diyelim ki raporu ciddiye almıyorsun o zaman da neden böyle bir raporu yayınlıyorsun bu raporu yayınlayarak seçim güvenliğini sağlayacağınımı düşünüyorsun yoksa daha seçimler yapılmadan gölge düşürmeyi mi amaçlıyorsun.

Yani özetle chp nin bu raporu ‘ciddi’ ise chp’nin seçimlere katılması büyük bir hata olur, hemen raporun gereğini yaparak adil bir seçim ortamı olmadığı için seçimlerden çekilmesi gerekir.

Yok eğer seçimlerden çekilmiyorsa o zaman bütün bu raporun yalan olduğunu açıklamalı çünkü seçimleri kazanırsa “hile” ile kazandığı ortaya çıkacak

 

t24.com.tr/haber/iste-chp-raporuna-gore-kesinlesmis-bes-secim-hilesi

 

secimhile

Söke OSB nereye yapılmalı? veya Söke Belediyesi “Patronlara Kıyak Yapmaya” Devam Edecek mi?

http://www.egenazhaber.com/soke-belediyesinden-patronlara-kiyak.html
Bu iddialar bana ait değil, 2012 yılında Söke Belediyesinde Meclis Üyeliği yapan MHP’lilere ait, şu günlerde Söke Organize Sanayi Bölgesi ile ilgili haberler yeniden gündemde bu vesile ile kısa bir hatırlatma yapayım:

“Şehir Uçarken” Ahlâk Düşüyor mu?

Önce bir soru, diyelim ki? seçim zamanı bir belediye başkanı tekrar aday oldu. Seçim çalışmaları sırasında şehrin bütün billboardlarını kendi partisinin afişleri ile donattı, ücretsiz takvim, broşür, atkı’lar dağıttı kendisinin, partisinin reklamını yaptı ve fakat bütün bunların parasını belediye bütçesinden harcadı. Bu durumda aklınıza ilk gelen şey nedir?

  1. Hangi parti yaptı acaba bunları?” Diyenler buradaki linkten devam edebilirler, yazının kalanını okumalarına gerek yok.
  2. Vay namussuz! halkın parasını kendi çıkarları için nasıl kullanır?” Diyenler, bu yazı sizler için yazıldı.

Bir Kaset Skandalı ve Chp Aydın İl Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Akkentli İle Konuşmamız

    Geçtiğimiz günlerde Söke Ekspress Gazetesinde yayınlanan bir haberin altına eleştiri yazısı yazmıştım. (haberi bu linkten okuyabilirsiniz http://www.sokeekspres.com/Haber/9672-toyran-chp-ye-uyelik-basvurusunu-yapti.aspxbu yazıda şöyle demiştim:

 
“Rezillik üzerine Murathan Munganın bir sözü var “bu ülkede herşey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız” demiş şair. bu fotoğrafı görünce aklıma geldi dün Süleyman Toyran hakkında bir sürü laf söyleyen basın bülteni yazarak eleştiren Chp ilçe yöneticileri, il meclis üyeleri bugün rezil olmak bir yana utanmadan birlikte fotoğraf çektirmişler. bari kamuoyundan bir özür filan dileyin diyecem ama demek ki bu ülkede rezil ve utanmaz olmuyorsunuz.”
 
Bu yazıyı yazdıktan sonra yazımdan alınan kişilerden Chp Aydın İl Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Akkentli bir gece beni telefonla aradı. (bu siyasiler gündüzleri çok yoğunlar herhalde ya da çok çalışıyoruz havası vermek mi istiyorlar bilemedim.)
 
Eleştiri yazımı okuduğunu bu konuda konuşmak istediğini söyleyerek daha önce yayınladığı basın bülteninde yer alan şu sözlerini bana tekrar etti:
“CHP İl Başkanımız Sayın Barkan KALINOMUZ,CHP İl Yönetim Kurulumuz,CHP Aydın Milletvekillerimiz ,Sayın Metin Lütfi BAYDAR ve Sayın Osman AYDIN ,CHP Seçim ve Hukuk İşerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Bülent TEZCAN ,CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan yardımcımız Gökhan GÜNAYDIN ve Genel Sekreterimiz Sayın Bilhun TAMAYLIGİL ile yapmış olduğumuz görüşmelerimizde kesinlikle böyle bir gelişmeden bilgilerinin olmadığını söylediklerini belirtmek isterim.”
(Fatih Akkentlinin basın bültenini buradan okuyabilirsiniz)
Ve ekledi bunların hepsinin kaydı var istersen dinletebilirim dedi. “Gerek yok teşekkür ederim.” dedim ama yanıtımı herhalde yeterli bulmadı ki ekledi: “Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu ile de görüştük onunda böyle bir kişiden ve işten haberi yok. Yaptığımız gürüşmenin kaydı var istersen dinletebilirim” dedi ve ekledi ama “off the record.” tabii ben bunu duyunca biraz şaşırdım genel sekretere kadar herkesle yapılan konuşmayı kayıt etmek ve daha önce bir kaset sıkandalı ile genel başkanı değişmiş bir partinin yeni genel başkanı ile yapılan görüşmeyi yasa dışı olarak kayıt etmek gerçekten cesaret istiyor.
Burada bir parantez açarak “off the record” sözcüğünü bilmeyenler için açıklamak istiyorum. Bu konuda wikipedia ansiklopedisi şunları yazıyor:
Off the record, bir habercilik terimi. Haber kaynağının, gazeteciye kayda almaması koşulu ile açıkladığı bilgidir. Haberin içeriğinde yer verilmeyecek olan bu bilgi, olayın haber üzerinde çalışan gazeteci tarafından etraflıca anlaşılması için kendisine söylenir. Gazetecilik etiği gereği gazetecinin bu bilgiyi açıklamaması gerekir.” (merak edenler için maddenin linkiburada)
 
Şimdi efendim ‘gazetecilik etiği gereği açıklanmaması gereken bir bilgiyi’ niye açıklıyorsun diyerek beni suçlamadan önce yazımın devamını okumanızı öneririm.Çünkü gazetecilik etiği benim için çok önemli.
 
Parentezi kapatıp devam edeyim Fatih Akkentli “istersen dinletebilirim” dedikten sonra ben, yasadışı yapılmış bir kayıtı dinleyerek suç ortağı olmak istemediğim için dinlemek istemediğimi söyledim. Kendi haklılığından iyice emin olmuş olmalı ki “-biz rezil olmadık” dedi. Eh! Murathan Mungan’ın haklı çıkmasına sevindim doğrusu.
Ardından ben ona siyasilerin mal varlıklarını açıklamaları hakkında ne düşündüğünü sordum: “açıklamaları gerekir, ben seçilirsim ben de açıklayacağım” dedi, ben de herhalde ileri için büyük beklentileri var diye düşündüm ama sanırım konuyu tam anlatamamışım aslında 1990 yılında kabul edilen 3628 Sayılı Kanuna göre seçilmişlerin tamamı zaten mal bildiriminde bulunmak zorunda ancak bunların açıklanması kişinin isteğine bağlı.
Neyse bu konuya daha başka bir yazıda gireceğim için şimdilik bir bilgi olarak yazmış olayım. Fatih Akkentli ile telefonda yaptığımız konuşmayı yazmaya devam edeyim;
Bana “Özür” konusunu anlamadıklarını söyledi, tahmin edebiliyorum siyasilerin hiç anlamadıkları ve belkide manasını bile bilmedikleri bir sözcük Özür. “Yanıldığınız için olabilir” diyerek geçiştirdim bir siyasi kişi “Özür”ün ne olduğunu bugüne kadar anlamadıysa benim anlatmam zaten işe yaramaz.
Ve nihayet sürekli “kaydı var dinleteyim” diyor ya ben de merak ederek; “Fatih sen böyle her şeyi kayıt altınamı alıyorsun” diye sordum. Cevap beklediğimden farklı oldu; bana cevap olarak “yıllar önce siyasete başladığı zaman konuştuğu kişilerin sürekli sözlerini inkar ettiğinden” bahsetti ve ekledi “ben de o günden beri yaptığım her konuşmayı kayıt altına alıyorum”
Eh! bu sözler üzerine söyliyecek bir kelime bulamadım “iyi geceler” dileyip telefonu kapattım.
Hiç kimseye güvenmeyerek herşeyi kayıt altına alan bir siyasetçi “vay!” dedim “memleket ne hale gelmiş” öyle ki üyesi olup çalıştığı, il yönetimine kadar yükseldiği, siyasi partinin genel başkanına bile güvenmiyor ve konuşmalarını izinsiz olarak kayıt ediyor. Üzüldüm. Bu sözler üzerine telefonla yaptığımız karşılıklı görüşmeyi düşündüm bu şartlar altında belli ki bizim konuşmamızıda kayıt altına almış oluyordu. Böyle olunca da bana söylemiş olduğu kayıt dışı kelimesinin de bir anlamı kalmıyordu çünkü Fatih Akkentli ile yaptığımız görüşme kayıt dışı “Off the record” bir görüşme değil bizzat kendisi tarafından kayıt altına alınan “On the record” bir görüşme imiş. Bana düşen de bunları yazarak kamuoyu ile paylaşmak oldu.
Konuşmamızın bir yerinde ben siyasette yeniyim sizin gibi ağabeylerden öğreneceğim şeyler var öğretirseniz sevinirim demişti ben bir siyasetçi değilim ama yaşam hakkında var olan bilgim dahilinde bir kaç nasihat vereyim ki bakarsın yararlı olur;
Sevgili Fatih, gazeteciler, suçlarını itiraf edip rahatlıyacağın psikolojik danışman değildirler.Bir suçu itiraf ederek arkasından “off the record” diyerek kendini kurtaramazsın. İyi insanlar, kendilerine itiraf edilen veya bildirilen bir suçu yazmazlar ise suç ortağı olurlar.
Bana sorarsan sen bırak bu kaset işlerini falan, bak bir önceki genel başkanınız Deniz Baykal’ın başını yedi bu işler, yani bunlar tehlikeli sular, dürüst ol, hayatta ve siyasette dürüst olmak her zaman insana para kazandırmayabilir ama vicdanın rahat olur herşey maddiyat değildir.
Umarım bu yazdıklarımdan gerekli dersleri çıkarırsın, Kendine iyi bak. Sevgiler.

Söke Belediyesinin İki Birimi Yalan Söylerse Eğer… E Belediye Macerasının Sonu (4.Bölüm)


Önce kısa bir hatırlatma, bundan bir süre önce (14 Aralık 2012 tarihinde) ‘Bir E Belediye Macerası’ başlığı ile belediyenin yaptıklarını eleştiren bir yazı yazmıştım. Bu yazımdan sonra Söke Belediyesi gazetelere bir basın bülteni göndermiş ve ‘sözlerimin gerçeği yansıtmadığını’ söylemişti.
Ben de bunun üzerine 26 Aralık 2012 tarihinde Söke Ekspres gazetesinde “Bir E-Belediye Macerası, Macera Devam Ediyor…(2.bölüm)” ve 03.01.2013 tarihinde “Söke Belediyesi Basın Bülteni Gerçeği Yansıtmıyor. İşte Gerçekler (3.Bölüm) başlıklı iki yazı yazmıştım. (okuyamayanlar ya da hatırlamak isteyenler; http://hayatadair2006.blogspot.com adresine bakabilirsiniz.) 
Bu iki yazıda özet olarak belediye basın bürosu ile bilgi işlem bürosu imzalı cevap yazısının gerçeği yansıtmadığını, kamuoyunu aldatacak şekilde yalan-yanlış bilgiler içerdiğini ve işlerinin belediye çalışmalarını halka duyurmak olan ve ücretlerini söke halkının vergilerinden alan bu iki birimin gerçekleri saklamak için düzenlenmiş sayfalar yaptığını belgeleri ile kamuoyuna duyurmuştum.
Cevap yazısını okumaya devam edeceğiz ama burada bir ara verip aklıma takılan iki soruyu sizlerle paylaşmak istiyorum, ilk soru şu; acaba ilk kez mi böyle yapıyorlar? Biraz üstü kapalı oldu haklısınız açmaya çalışayım;
Belediye basın bürosu ile bilgi işlem merkezi, benim yazımdan önce de kendilerini eleştiren insanlara bana yaptıkları gibi yalanlarla dolu cevap verdiler mi? Korkutmaya uğraşıp hedef göstermeye çalıştılar mı? İnsan ister istemez düşünüyor.
Ben kendilerine ‘işinizi düzgün yapın’ diye bir yazı yazdım, ‘tamam, yapalım’ diyecekleri yerde, ellerindeki çamur kovasını hemen üstüme boca ettiler, elimde belgeler olduğu için bana atmaya çalıştıkları çamur kendi üstlerine yapıştı, gerçek gün yüzüne çıktı.
Ama gerçekten iyi niyet ile işinizi düzgün yapın diye yazan başka insanlara da çamur attılar mı? Acaba diye merak ettim.
Merak ettiğim diğer bir husus ise bu basın bülteni kimin onayı ile yayınlandı, yoksa bu iki birim kendi başlarına mı böyle bir işe kalkıştılar acaba. Merak işte… (du bakalım)
Söke Belediyesi tarafından gazetelere gönderilen “Söke Belediyesinden Tufan Dinarlı’ya Cevap, Başarı Tesadüf Değildir başlıklı basın açıklamasını incelemeye devam edelim,
Bildiğiniz gibi Söke Belediyesinin bana hitaben cevap yazmasının nedeni; 14 Aralık 2012 tarihinde Söke Ekspres gazetesinde yayınlanan ‘Bir E Belediye Macerası’ başlığını taşıyan (hani şu yağmurlu havada yazdığım) yazım, o yazıda e belediye uygulamalarını eleştirmiştim, ancak Söke Belediyesine yaptığım tek eleştiri aslında bu değildi. Yazıdan bir alıntı ile diğer eleştirilerimi hatırlatayım: “Sosyal Demokrat” olduğunu iddia ederek Söke halkından oy alan, seçildikten sonra, “Halk içine çıkmayan, insan yüzüne bakmayan, belediye başkanı nasıl ‘sosyal’ oluyor?” diye sorarak devamında;
“yaşadığımız kentte, şehir içi ulaşım; özel,  şehirlerarası ulaşım; özel, çöp toplama; özel, mezbaha yok dolayısıyla özel, bir tane halk ekmek yok, açlara yemek verecek bir aş evi yok, depreme hazırlık desen hak getire, demokratlık bunun neresinde?”  diye merak ettiğimi belirtmiş ve  “işte ‘sözde’ sosyal ve ‘sözde’ demokrat olan (Söke) belediye başkanı…” diye devam etmiştim. (yazının tamamını http://hayatadair2006.blogspot.com adresinde okuyabilirsiniz.)
Basın Bürosu ve Bilgi İşlem Merkezi isimli iki Belediye birimi bana cevap olarak yazdıkları basın bülteninde bu konulara hiç değinmemişler, acaba diyorum belediyenin iki birimi bu konular da benimle aynı fikirdeler mi? Yoksa Söke Belediye başkanının ‘Sosyal’ ve ‘Demokrat’ olduğunu belirten hatta ispatlayan yeni bir basın bülteni yazacaklar mı?
Gülmeyin, olabilir. Nasıl ispatlayacaklarını ben de merak ediyorum ama mutlaka bir şeyler bulacaklardır, “bir kez aday olacağım” diyen belediye başkanı ikinci kez aday olduğu zaman, belediye başkanı sözlerini tuttu diye gazetelere açıklama yolladılar –ilk aklıma bu geldi- Gerçi bugün için “sözleri gerçeği yansıtmıyor” olabilir ama bakarsınız belediye de değişiklik olur, ne de olsa seçimler yaklaşıyor.
Sonuç olarak;
Artık meclis ve encümen kararlarına gerçekten ulaşılabiliyor.(Aynı zamanda ‘nihayet’ demek gerekiyor çünkü ilkyazımı 14 Aralık 2012 tarihinde yazmıştım, bugün 9 Ocak 2013.)
Bütün bu yazdıklarından sonra ‘Eleştiriye açığız’ diyenlerin, ‘eleştiriye açık’ olmadıkları anlaşıldığı gibi aslında hiçbir eleştiriye tahammül edemedikleri ortaya çıktı.
Ve anlaşıldı ki eleştiriler karşısında özür dileyerek yanlışı düzeltmek yerine bulundukları makamlardan güç alarak halka, halk adına sorular soranlara çamur atmayı, tetikçilik yapmayı gazetecilik zannediyorlar.(şimdi basın meslek ilkeleri, gazeteciler cemiyeti, onların üyesi gazeteciler vs. konularına girmek istemiyorum, o konulara girersem yazı bitmeyecek.)
Ve yine anlaşıldı ki bundan dokuz yıl önce “şeffaf belediyecilik” anlayışı ile yola çıktıklarını iddia edenlerin “sözlerinin gerçeği yansıtmadığı” üç tane yazı ve sayfalar dolusu belge ile ispatladım ve yazdıklarım sayesinde bugüne kadar ‘lafta’ kalan ‘şeffaf belediyecilik’ anlayışı gerçekten, biraz olsun hayata geçti.
(Söke halkı adına güzel bir kazanım, oturdukları makam koltuğunu babasının malı sanan, oradan aldıkları güçle insanlara zart zurt diyerek terör estirmeye çalışanlardan korkumuz yok, kimsenin yazmadıklarını, yazamadıklarını ben yazıyorum.)
Ve aslında Söke Belediye Meclisinin yapması gereken denetimleri Söke de yaşayan bir vatandaş olarak ben yapıyorum. Belediyenin, meclis adına hareket eden ve doğruları söylemesi gereken birimlerinin yalanlarını yanlışlarını düzeltiyorum ama olsun şikâyetçi değilim, elimden geldiği kadar yaparım, belediye meclis üyelerin de ‘şeffaf belediyecilik’ istediklerine inanıyorum, şu ana kadar tepki vermeme sebepleri olarak herhalde yazılarımı gözden kaçırdılar diye düşünüyorum. (‘şeffaf belediyecilik’ anlayışının devam etmesini isteyen okuyucularım http://hayatadair2006.blogspot.com adresinde yer alan bu yazının bir kopyasını tanıdığı Söke Belediyesi Meclis Üyelerine e-posta ile gönderebilir.)
Ve bütün bu yazdıklarıma karşılık olarak henüz –yetkili- hiç kimseden bir “özür dileriz” sözcüğü duymadım. Belediye, basın bürosu, bilgi işlem merkezi vs. hakkında günlerdir yazıyorum ama yetkililerden tık yok, konuyu bilmeyenler, yazılarımda sanki Söke Belediyesinden değil de NASA’nın Marstaki uzay aracından bahsediyorum zannedecek.
Gerçi utandıkları için olabilir ama suskunlukları devam ederse insanlar farklı yorumlayabilirler.
Tufan Dinarlı
Not: Yukarıda sözü edilen yazıların tamamını ve belediyenin yalanlarını ortaya çıkaran belgeleri http://hayatadair2006.blogspot.com adresinde bulabilirsiniz.

Söke Belediyesi Basın Bülteni Gerçeği Yansıtmıyor. İşte Gerçekler (3.Bölüm)


Önce kısa bir hatırlatma, bundan bir süre önce (14 Aralık 2012 tarihinde ‘Bir E Belediye Macerası’)  belediyenin yaptıklarını eleştiren bir yazı yazmıştım bu yazımda ayrıca meclis ve encümen kararlarına ulaşılamadığını belirtmiş ve bu durumu eleştirmiştim. Benim bu eleştiri yazım üzerine Söke Belediyesi gazetelere bir basın bülteni göndermiş ve sözlerimin gerçeği yansıtmadığını söylemişti. Ben de bunun üzerine yeni bir yazı yazmış ve belgeler yayınlayarak onların sözlerinin gerçeği yansıtmadığını açık ve net bir şekilde ortaya koymuştum.
Söke Ekspres gazetesinde 26 Aralık 2012 tarihinde yayınlanan “Bir E-Belediye Macerası, Macera Devam Ediyor…(2.bölüm)” başlıklı yazım da (okuyamayanlar ya da hatırlamak isteyenler için http://hayatadair2006.blogspot.com adresine bakabilirsiniz.) meclis ve encümen kararlarına ulaşılmadığının belgesini yayınlamış ve yazmıştım;
“benim yazım yayınlanınca eksikliği fark ederek düzeltmişler”
Yukarıda belirttiğim gibi yazım yayınlandıktan sonra düzeltmişler, oysaki en baştan benim yazıma “teknik bir sorun olmuş, düzelttik” diye cevap yazsalardı bu konu bu kadar uzamayacaktı.
Ama şark kurnazlığı yaparak hem hatanın bir kısmını düzeltip hem de bu konuyu eleştiren kişiye karşı “sözleriniz gerçeği yansıtmamaktadır” diye bir cevap verilince işin rengi değişti, ben de 2.bölüm de belgeleri yayınladım ve onların “sözlerinin gerçeği yansıtmadığı” ortaya çıktı, umarım mahcup olmuşlardır.
Söke Belediyesi tarafından gazetelere gönderilen ve yayınlanan “Söke Belediyesinden Tufan Dinarlı’ya Cevap, Başarı Tesadüf Değildir başlıklı basın açıklamasını okumaya devam edelim, çünkü hâlen ortaya konulması gereken gerçekler var, şöyle yazmışlar;
“Hem encümen, hem de meclis kararlarına istediğiniz tarih aralıklarında ulaşmanız mümkündür. ”
Yazıma başlarken yaptığım alıntıda meclis kararlarına, benim yazım yayınlanana kadar ulaşılamadığını belgeleri ile ortaya koymuştum, bana verilen cevap ta ise “Hem encümen, hem de meclis kararlarına istediğiniz tarih aralıklarında ulaşmanız mümkündür” diyorlar ama gerçek böyle değil ne yazık ki,
Yalan söylüyorsunuz diyeceğim ama biraz ağır kaçabilir, iyisimi şöyle söyleyeyim; SÖZLERİNİZ GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR. Çünkü Encümen Kararlarına bu yazı yazılana kadar geçen sürede henüz ulaşılamıyor…
Bu sefer bir değil dört tane belge üstelik peşin peşin, İşte;
Belge 1:
Söke Belediyesi tarafından gazetelere gönderilen ve yayınlanan “Söke Belediyesinden Tufan Dinarlı’ya Cevap, Başarı Tesadüf Değildir” başlıklı cevap yazısının yayınlandığı gün encümen kararlarına ulaşılıyor mu diye bakmışım (başarı tesadüf değil ama şaibeli galiba …) ve sonuç Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı’ yani bana ‘sözleriniz gerçeği yansıtmıyor’ diye cevap yazdıkları gün bile kendi yazdıklarını kontrol etmek akıllarına gelmemiş ve kamuoyuna yalan söylemişler…
Belge 2:
10. ETR ödülü Sökeye verildiği zaman gazetelerde haberleri çıktı, “Söke Bunu Hep Yapıyor” diye gazeteler yazdı, o zaman tekrar encümen kararlarına ulaşılıyor mu diye kontrol etmişim (sizde bunu hep yapıyorsunuz anlaşılan…) sonuç aynı ‘Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı’

Belge 3:
10.ETR ödülünü aldıktan sonra Söke Belediye Başkanı bir açıklama yapıyor, “bu başarı küçümsenemez” diyor, kimse küçümsemiyor ama başarıyı bir görebilsek diyerek,  bende encümen kararlarına ulaşılıyor mu diye bakıyorum sonuç yine aynı ‘Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı’ olmayan bir başarıyı büyütüyorlar gibi sanki…

Ve son olarak
Belge 4:
Yılbaşı geliyor ve ben ulaşılamıyor diye yazı yazdıktan 17 gün ve bana cevap yazdıklarından 15 gün sonra yine aynı yazı  ‘Belirtilen Kriterlere Uygun Sonuç Bulunamadı’

Belediyenin Basın Bürosu ve Bilgi İşlem Merkezi isimli iki uyanık birimi, akılları sıra hatalarını düzeltip bir de üstelik bana ‘yalancı’ anlamına gelebilecek şekilde basın bülteni yayınlıyorlar ama yalancının mumu yatsıya kadar yanar, yukarıdaki Belgelerde de görüldüğü gibi belediyenin encümen kararlarına bu yazı yazılana kadar geçen sürede ulaşılamıyor.

İlkyazımı hatırlıyorum, yağmur altında koşarak gittiğim ve belediye binasını yerinde bulduğum yazı, şimdi o yazdıklarımı düşünüyorum da kendi kendime “serap mı gördüm acaba” diyorum. 
Neyse, belgelerde de görüldüğü gibi Söke Belediyesi tarafından gazetelere gönderilen ve yayınlanan “Söke Belediyesinden Tufan Dinarlı’ya Cevap, Başarı Tesadüf Değildir başlıklı basın açıklamasında yer alan; “Hem encümen, hem de meclis kararlarına istediğiniz tarih aralıklarında ulaşmanız mümkündür.” İle başlayan ve ardından “Necdet Özekmekçi Başkanlığı’nda şeffaf bir belediyecilik anlayışı ile (abç.)  yönetilen Söke Belediyesi’nin” diye devam eden cümle ‘yalan’ demiyorum tabi ayıp olmasın diye, şöyle söyleyeyim, yazdıklarınız yaptıklarınız ve de sözleriniz“ GERÇEĞİ YANSITMAMAKTADIR”.
-Bu kadar belgeden sonra belediye basın bürosu artık yağmur yağdığı gün ‘Sökeye yağmur yağdı’ dese herhalde kimse inanmayacak, altında bir çapanoğlu arayacak-
Şaka bir yana şimdi burada biraz durup düşünmek lazım, bu kadar yazıp çiziyoruz eleştiriyoruz, “eleştiriye açığız” diyenlerin, “şeffaf belediyecilik” sözünü ağızlarından düşürmeyenlerin iftira atmalarına maruz kalıyoruz ama Söke Belediyesi Encümen Kararlarını hâlen okumak mümkün değil, insan ister istemez düşünüyor, NEDEN? Bir şey mi saklıyorsunuz, şeffaflık derken kastettiğiniz şey yaşadığınız özel asansörlü sırça saraylar mı?
Ve efendim son olarak şunları söylemek istiyorum, Olaya daha geniş, objektif bir açıdan bakacak olursak eğer, Söke Belediye Başkanına bağlı iki birim var, bu birimlerde çalışan ve Söke halkının ödediği vergilerle maaşlarını alan çalışanları var. Şimdi bu birimler; kendilerine yöneltilen “işinizi düzgün yapın” anlamı taşıyan bir eleştiri yazısına bile gerçeği yansıtmayan bir yazı yazarak karşılık verme yolunu seçmişlerse eğer insan merak ediyor bu cesareti nereden ya da kimden alıyorlar diye ve ister istemez insanın aklına bir soru daha takılıyor; Bu iki birimin bağlı olduğu belediye başkanı bu durum karşısında ne yapacak acaba!
Ya da belki de şöyle yazmak gerekiyor; Söke Belediye Başkanı, beni ‘sözleriniz gerçeği yansıtmıyor’ diye suçlayan ama içindekilerin yalan olduğu ortaya çıkan basın bülteni ile bu basın bültenini yayınlayan Basın Bürosu ve Bilgi İşlem Merkezi isimli iki Belediye birimi hakkında ne yapacak.
Ben de merakla bekliyorum ama sanırım öncelikle bir “özür dileriz” sözünü duymayı hak ediyorum. Çünkü herkesin bildiği gibi “basın yoluyla hakaret”in ceza yasasında yeri vardır.
Devam Edecek

12 Eylül Referandumu Ya da Kılıçdaroğlunun Var Olma Savaşı.

12 Eylül Referandumu Ya da Kılıçdaroğlunun Var Olma Savaşı.

Referanduma çok az zaman kaldı ama sonuçlar belli oldu gibi, bu Anayasa değişikliğinin kabul edileceğini toplumun neredeyse %55- %60’lık kısmı anladı, aslında CHP yi yönetenlerde anladı (son günlerdeki konuşmalarını izleyin hepsi bir ağızdan sanki referandum bitmiş de neden kaybettik konuşması yapıyorlar, hatta birisi sonuç yüzde kırk çıkarsa bu CHP için büyük başarı bile dedi.) peki referandumun başından beri ve özellikle CHP liderin konuşmalarının sertleşmesinden ne anlamak gerekiyor. Sert üsluplardan anlaşılan o ki “Evet” oylarının tartışılacak bir yanı yok ama “Hayır” oylarının yüzdelik oranı Kılıçdaroğlunun geleceğini belirleyecek.

Kılıçdaroğlu, birkaç ay öncesine kadar genel başkanlığı aklından bile geçirmiyordu; Baykal, -kendi ifadesi ile- kendisine kurulan “Devlet Komplosu” ile genel başkanlığı bırakmak zorunda kalınca, Kılıçdaroğlu, CHP ye genel başkan oldu. Oldu ama CHP genel başkanlığına medya sayesinde geldi ve medya sayesinde gidebilir, bundan dolayı da referandum Kılıçdaroğlunun ilk sınavı ve var olma ya da yok olma sınavı; geleceği bu sınava bağlı…
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlunun amacı genel seçimlerde CHP nin aldığı oy oranını tutturmak, yoksa değişimin önünde kimsenin duramadığını o da biliyor, insanlar değişim için önlerine konulan referandumlarda bugüne kadar hep “evet” demişler.
Referandum “Evet” sonuçlarının fazla çıkması halinde, iddia edildiği gibi ülkenin geriye gitmeyeceği açık, nedenini CHP liler de biliyor ama unutanlar için hatırlatalım; referanduma sunulan değişiklikler henüz TBM Meclisinden geçmiş iken referandum teklifi, CHP tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldü, mahkeme teklifin tamamını inceledi ve birkaç değişiklik dışında Anayasaya aykırı bir yön bulunmadı, yani, O “ülke tek parti iktidarına doğru gidiyor” “diktatörlük geliyor” “karanlığı gidiyoruz…”vs. iddialarının hiçbir dayanağı olmadığını resmen söylemiş oldu, Anayasa Mahkemesi üyeleri, bu iddiaları, metinde görselerdi eğer, bu değişiklikleri olduğu gibi geri gönderirler ve ellerine hazır fırsat geçmişken AKP yi kapatırlardı, bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Peki bütün bu dayanaksız iddialar neden ısıtılıp ısıtılıp öne sürülüyor, çünkü Kemalistlerin ve onların peşinden giden solcuların korkuları ayağa kaldırılmaz ise sandığı gitmeyeceklerini biliyorlar, “hava güzel, tatile çıkalım, nasıl olsa bunlar gene kazanacak” gibi yaklaşımlarla, “hayır” oyu verecekler sandığa gitmeyebilir. Eğer bu kitle sandığa gitmez, bunun soncunda CHP ve MHP oyları genel seçimlerdeki oranın altına düşerse, bu durum, CHP genel başkanı olarak ilk kez seçime giren Kılıçdaroğlu için genel başkanlığı tartışmalı hale getirebilir ve dahası Baykal a dönüş yolu açılabilir. Bundan dolayı Kılıçdaroğlu kendi varlık sorununu, ülke sorunu gibi yaparak aslında kendini kurtarmaya çalışıyor.
Boykotçulara gelince, solcular burnundan kıl aldırmıyor, “12 eylülde en çok zararı biz gördük, siz bizim ölülerimize nasıl sahip çıkarsınız” diye. bu doğru en çok zararı solcular gördü ama sonuç olarak bizler otuz yıldır hesap soramadık, şimdi birileri hesap soruyor ise nedir bu yaklaşım “ben hesap sormaz isem kimse soramaz” mantığı. Kürtler ayrı bir alem, birlikle güzel günlere yürüyelim diyorsun, cevap olarak; “Boykot” Neden; çünkü Kürtlerin talepleri burada yokmuş, talepler olmayabilir ama bugünkü baskı rejiminin nedenleri orada, onlarla hesaplaşma fırsatın var, Diyarbakır zindanlarında ölen, sakat kalan, dağa çıkan arkadaşların için git hesap sor?…

Kimlere Oy Vermeyeceğim, Neden?

KİMLERE OY VERMEYECEĞİM, NEDEN?

Yazan: TUFAN DİNARLI

Genel seçimler geldi, pazar günü herkes oyunu kullanacak, önümüzdeki beş yıl için bizi yönetecek olan insanları seçeceğiz, gerçi çarpık seçim sistemi bizi temsil edecek olanları meclise sokmayabiliyor ama bu seçimler biraz farklı olacak gibi.

Bu seçimlerde yaşı 18’i doldurmuş pek çok genç arkadaşım oy kullanacak, onların okuduğu tarih kitaplarında Türkiye nin yakın tarihi 1950 li yıllarda bitiyor bundan dolayıda pek yakın tarihi bilmiyorlar.

Ben Aydın ilinde oyumu kullanacağım, yazımı okurken bunu dikkate almanızı öneririm.

Bugünkü yazıma biraz yakın tarihte yaşadığımız olaylardan söz ederek başlamak istiyorum. Hem bir hafıza turu olur hem de oy verirken nelere dikkat edeceğimi anlatmış olurum belki okuyanlara da faydası dokunur.

HANGİ PARTİLERE OY VERMEM, NEDEN?

Yaşadıklarımızı kısaca hatırlatmak için AKP nin son dört buçuk yılda yaptıklarını ve neden oy vermeyeceğimi, geçen gün yazdım (*)

Bugün GP’den Başlayayım

GP ye neden oy vermeyeceğim, efendim genel başkanı yakışıklı imiş eh! doğru vallahi hani artist mektebine oyuncu seçimi olsa, hemen oy verirdim ama bu milletvekili seçimi, görsellik yetmiyor ki.

ABD yi dolandırmış eh! Bu da doğru, şimdi “ne olmuş da dolandırmış sanki diğerleri yapmıyor mu?” diyenlere sadece şunu diyebilirim, yani bu söz bile “ulan elime fırsat geçse bende yaparım” gibi bir mantık içeriyor ki, bana uygun düşmeyen bir yaklaşım biçimi,

Dün ABD yi dolandıran yarın Türkiye’yi dolandırır diyeceğim ama diyemiyorum çünkü dün hem ABD yi hem Türkiyeyi zaten dolandırıp kaçtı ailesi.( İmar Bankası, Adabank, ÇEAŞ, Metaş, Kepez, Ofşor Hesaplar, olmayan hazine bonoları ama var olan bono mağdurları vs.)

Efendim zengin miş doğru da, o kadar dolandırıp soyan birisinin fakir olması zaten beklenemez öyle değil mi?

Hani kendisi yargılansın bu işlerde bir suçu olup olmadığı hukuken ortaya çıksın, eh! o zaman yeniden mercek altına alabilirim.

Biz siyasetteki kirli siyasileri temizlemek için uğraşırken kirli elli insanları siyasete sokmanın gereği yok.

Demokrat Parti’ye (DP) ye Neden Oy Vermeyeceğim?

Yukarıda siyaseti temizlemekten söz ettim de aklıma geldi hani şu “Karanlık İçin Bir Dakika Aydınlık” kampanyasını hatırlayan var mı? Hükümette kim var dı? da içişleri bakanı kim di de ve Cumhuriyet tarihinde ilk defa trafik kazası sonucu bir bakan istifa etmiş ti de hatırladınız mı? Kim di?

Mehmet Ağar dediğinizi duyar gibi oluyorum, evet doğrudur, şimdi ki DP genel başkanı olan kişi, zamanında Emniyet Genel Müdürlüğü ve İçişleri Bakanlığı yapmıştı da bu süre içerisinde Türkiye de faili meçhul 17000 -yazıyla onyedibin Aydın, Solcu, Kürt- kişi ölmüştü ve hâlen failleri meçhul

Kayıtlara geçen, faili meçhuller bunlar, hani şöyle yaklaşık bir hesap yapsak Söke nüfusunun neredeyse dörtte biri kadar insanın akıbeti meçhul

Ama ne olmuştu, Susurluktan sonra bu faili meçhuller bıçak gibi kesilmişti. Ve 28 Şubat darbesiyle de kampanya bitirilmişti.

Evet, bu askeri darbeler zaten hep suçlulardan hesap sormayı engelliyor ilk olarak.(bkz Tahsin Şahinkaya örneği vd.)

O dönemde ülkeyi yöneten Başbakan Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın ve İç İşleri Bakanı Mehmet Ağar dan henüz bu konuda hesap veren olmadı

Gördüğünüz gibi siyaseti temizlemek kolay olmuyor, sanırım yukarıdaki açıklamalar DP ye neden oy vermeyeceğimi yeteri kadar anlatmıştır.

MHP ye oy vermeyi zaten düşünmem bile, yıllarca Solcuların kanı üzerinden siyaset yapan bir siyasi parti şimdi de Kürt’lerin kanı üzerinden siyaset yapmayı hedeflemiş bunu ilan ediyor, ben barışsever bir insanım siyasetin politika ile barış içinde yapılmasına tarafım bundan dolayı da bu parti benim için bir tercih bile olamaz

Evet, şimdi gelelim yıllardır zaten sol gösterip sağ vuran bir partiye sırada CHP var;

Sol bir parti nasıl olmalıdır, insan haklarına saygılı, toplumsal barıştan yana olan, toplumun daha ileri gitmesi için sosyal gelişimini sağlamayı hedefleyen, siyaseti sivillerin(ama elbisesi sivil değil kafası sivil olanların) yapmasına zemin hazırlayan, darbeleri desteklemeyen –aksine onlara karşı durup hesap soran- bir parti olmalıdır,

Peki bu yukarıda saydıklarımın hangisi CHP ye uyuyor, HİÇBİRİSİ.

Burada sözü başka bir partinin seçim bildirisine bırakmak istiyorum:

“CHP’YE OY VERMEYİ DÜŞÜNENLER SÖZÜMÜZ SİZE!

– Oy vermeyi düşündüğünüz parti, “oyları bölmeyin CHP’yi destekleyin” demektedir. CHP’nin oy istedikleri solculardır. Ama CHP solcu bir parti değildir. CHP yıllardır solun oylarını çalmaktadır. CHP oy hırsızı bir partidir.

Zorunluluktan oy vermeyi düşündüğünüz CHP’ye verilecek oylar boşa gidecek. CHP’nin bu gidişata dur deme, bazı şeyleri değiştirme iddiası yok. Tam tersine, CHP bugünkü düzenin korunması için oy istiyor, toplumdaki değişim arayışını din tüccarı AKP’ye terk ediyor.”

Yukarıda yaptığım alıntı, TKP nin seçim için dağıttığı broşürden,

Burada yazılanların hepsine katılıyorum ve yukarıda yazdıklarımdan dolayı da CHP’ye oy vermiyorum

Şimdi bu yazılarını yayınladım diye zannetmeyin ki TKP ye oy vereceğim, öylesine çantada keklik bir durum yok, eleştiriye devam:

SIRADA SOL PARTİLER VAR:

ÖDP ile başlayayım “hepimiz ayrı pencereden aynı gökyüzüne bakıyoruz o halde birleşelim” diye başladılar, ama herhalde içeri giren ışığı çok gördüler ki bütün pencereleri birer birer kapatıp yine tek bir pencereden, üstelik bu sefer şaşı bakmaya başladılar.

Hatta şaşkınlıkta kantarın topuzunu öyle bir kaçırdılar ki;

İkinci kez Genel başkan seçtikleri Ufuk Uras, seçimlere bağımsız katılınca onu seçen parti meclisi onu görevden alarak ceza vermeye kalktı ama durum komik bir hal alınca karar eskiye uygulanmaz dendi, şimdi Ufuk Uras bağımsız milletvekili adayı ama ÖDP ayrıca seçimlere katılıyor, su solcuların şaşkını hak’katen de bir şaşkın oluyor yani

Bu durumda bu partiye de oy veremiyorum ne yazık ki, diğer pencereleri de açarlarsa bir ihtimal o zaman ayrıca değerlendirmek gerekir.

Evet, sırada, Aydın ilinde seçime katılan, gerçekten sol da olan tek parti ile sol bağımsız aday kaldı.

TKP ve bir de, sosyalist platformu oluşturan DTP, EMEP ve SDP’ nin desteklediği Bin Umut Aydın Bağımsız Milletvekili Adayı Tacettin Karagöz

Peki, ama yukarıda TKP ye de oy vermeyeceğimi yazmıştım, nedenini anlatayım efendim.

Biraz daha yukarıda barışsever bir insan olduğumu yazmıştım, TKP ile ilgisi ise bundan bir süre önce yurtsever cepheyi kurdular.

Ve yıllarca Milliyetçi Cephelerden çekmiş bir kuşağın insanı olarak bu cepheleşme işi beni her zaman rahatsız etmiştir, hep aklıma şu sorular gelmiştir cephe varsa savaş ve düşman da vardır kim peki, neden düşman, farklı fikirleri taşıdığı için mi? farklı fikirlere neden tahammül edemiyoruz solcuların hoşgörülü olması gerekmez mi?

Bütün bu sorularla bu seçim de, İLKESEL olarak TKP ile yollarımız ayrılmış oluyor,

Gerçi bizim insanımız bu ilkeli tartışma konusuna biraz mesafelidir, şöyle ki sağ partiler yıllardır, vatan-millet edebiyatı yaparla da sonra vatanı satarlar, milleti soyarlar, bankaları batırırlar, kriz çıkarırlar, halkı yoksullaştırırlar, işte yukarıda ki örnekleri gördüğünüz gibi insanlarımız hırsızlara bile oy vermeyi düşünürlerde,

Ancak, solcular biraz tartıştımı bizim insanımız “-yahu bunlar yine kavga ediyor” der ve oyunu koşarak sağ partilere verir (bakınız bundan önce yapılmış seçimler…).

Evet, CHP ye oy vermek zorunda kalanlar ve vicdanen vermek istemeyenler, gerçekten sol bir partiye oy vermek isteyenler için alternatif siyasi partinin şimdilik TKP olduğunu söyleyebilirim.

Şu adil olmayan ama bir türlü kaldırılamayan %10 barajından dolayı diğer partiler hakkındaki düşüncelerimi yazmıyorum.

BAĞIMSIZLAR İÇİN BİRKAÇ SÖZÜM VAR;

Karşılaştığım veya seçim broşürünü gördüğüm adaylar arasında, seçilirse ne yapacağını yazan kimseyi görmedim, herkes kendini tanıtan bir broşür bastırmış, tamam, bu gerekli ama yeterli değil,

Yaygın medya bağımsızlar yokmuş gibi hareket ediyor ve onlarla ilgili pek az haber yapılıyor bu da bağımsızların kendilerini tanıtmalarını zorlaştırıyor, ancak yine de oy vereceğim insanın meclise gittiği zaman ne yapacağını ve ne tavır alacağını da bilmem gerekir ki düşüncelerini beğenirsem oy vereyim, beğenmezsem ve de seçilirse de “neden?” diye hesap sorayım? Öyle Genç Parti gibi “okuyan yok ki” dememek lazım, Pek ala okuyan da var hesap soran da.

SONUÇ OLARAK

Evet, efendim buraya kadar yazımı okuyarak sabırla geldi iseniz şimdi bütün bunlardan sonra seçimlerde kime oy vereceğimi merak ediyorsanız söyleyeyim; henüz karar veremedim.

Yukarıda yazdıklarım kimlere neden oy vermeyeceğim ile ilgili idi, şimdi ise karar vermek için neleri dikkate almam, hangi İLKE’lerle hareket etmem gerektiğini biliyorum.

Öncelikle oy vereceğim adayın, toplumda, çatışmayı değil barışı destekleyen bir aday olmasını istiyorum, yani açık ve net bir şekilde BARIŞ’I SAVUNMALI,

İkinci olarak sadece barışı savunması ve desteklemesi de yeterli değil aynı zamanda SAVAŞA DA KARŞI OLMALI,

Son olarak, İNSAN HAKLARINA SAYGILI, DEMOKRAT, DÜRÜST, NAMUSLU OLMALI

Ben oyumu bu özellikleri taşıyan kişi ya da partiye vereceğim, ancak son ana kadar bu konuda ikna olmazsam oyumu boş olarak vereceğim.

(*) 13 Temmuz tarihli Gerçek gazetesi, ”Mağdurum, mağdursun, mağdur. AKP nereye kadar?” başlıklı yazım.

Köy Enstitüleri Tarihçesi

Köylülerin eğitimi konusu Osmanlı imparatorluğunda ilk olarak 19.yy.da
gündeme gelmiştir, Osmanlı imparatorluğundan Cumhuriyet’e gelinceye
kadar köylere eğitim vermek ve köylüleri ilk okul düzeyinde eğitmek
meselesi, köylerde açılan camilerde, çoğunlukla medresede yetişmiş
hocalar tarafından verilirdi.
Tanzimat hareketi, medreseye ek olarak okullar açarak yeni hamleler
yapmayı hedefliyordu. 1848 tarihinde İstanbul`da açılan
Darülmuallimin bu anlayışla açılan okullardan ilkidir.
Bu okulların sayıca azlığı daha sonraki yıllarda köylere öğretmen
yetiştirme konusu sık sık gündeme gelmesine yol açmış buna rağmen
Trablusgarp, Balkan ve 1. paylaşım savaşının yol açtığı kargaşa
ortamından dolayı konu kapatılmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin kuruluşundan sonra bu konu
gündeme alınır. Durumun incelenmesi ve çözüm yolları bulunması için
Amerikalı pedagog John Dewey ülkemize getirildi. Köy okullarına, Türk
hayatının temeli olan çiftçilerin gereksinimlerini karşılayacak
okullara, öğretmen yetiştirecek tipte öğretmen okullarına ihtiyaç
vardır diyen John Dewey’in tespitleri üzerine 1926’da Kayseri’de ve
1927’de Denizli’de olmak üzere iki tane 3 yıllık Köy Öğretmen Okulu
açıldı. Bu okullar 1932–1933 yıllarında, Öğrencilerinin şehir ve
kasabalardan alınması, köye göre yetiştirilmemeleri gibi nedenlerle
beklenen başarının sağlanamadığı gerekçesiyle kapatıldı.
1935–1936 yıllarında Anadolu’da eğitim durumu şöyle idi; tüm halkın
%20,4’ü köy halkının ise %15,5’i okur-yazardı. Şehir ve kasaba
çocuklarının %75’i okula gitmekteydi. Köy çocuklarında bu oran %25’e
düşmekteydi. Ayrıca köy çocuklarının eğitimi genellikle 3 yıllık
okullara gideriliyorlardı.
40,000 köyden 35,227’si okulsuzdu. Ülkedeki toplam resmi ilkokul