Nazım Hikmet Ölüm Yıldönümünde Anıldı

NAZIM HİKMET ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANILDI

“Sevdalınız komünisttir,

on yıldan beri hapistir,

yatar Bursa kalesinde.”

Nazım Hikmet’in “Yatar Bursa Kalesinde ” şiiri böyle başlar yaşamı boyunca komünist olarak kalmış olan Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükümeti tarafından pasif bir göreve atanmış, daha sonra yanlışlara yaptığı muhalefet yüzünden yurt dışına kaçmak zorunda bırakılmış. Cumhuriyet kurulurken “demokrasi” unutulduğu(!) için Türkiyeye geldiği yıllarda yazdığı “şiirleri” yüzünden “düşünce suçlusu” olarak yıllarca hapislerde yatmıştır.

 …..

“Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,

en âlâ mertebeye ermiş yatar,

yatar Bursa kalesinde.”

……

Ama, Nazım’ın

“Memleket toprağındadır kökü,

Bedreddin gibi taşır yükü,

yatar Bursa kalesinde.”

…….

Evet kökü memleket toprak’ında olan Nazım ustanın Geçtiğimiz pazar günü – 3 haziran- ölüm yıldönümü idi.

1963 yılında Moskovada ölen usta geçtiğimiz günlerde Söke de Eğitimsen Söke Temcilciliği tarafından üç yıldır yapılan ve artık nerdeyse geleneksel hale gelen bir etkinlikle anıldı.

 Bu yıl ki etkinlik, her yıl olduğu gibi, tamamen amatörler (dikkat! acemiler değil, amatörler ) tarafından hazırlandı, bunların arasında öğretmenler, tiyatrocular ve öğrenciler vardı.

 Bu yılki etkinliği izleyemeyenler yada gelipte yer bulamadığı için geri dönenler de oldu (-ki bu arada istek olursa, belki gecenin tekarı yapılabir.) Nazım Hikmet’i ölüm yıldönümünde anma etkinliki sinevizyon gösterisi ve canlı performansların birlikte sunulduğu bir görsel şölen şeklinde geçti

 Etkinlik için gelenler öncelikle Ayfer Özcanyüz, Birgül Bağcık ve Gültekin Rüzgar’ın resim çalışmalarını izlediler ardından ise, yaklaşık elli dakika kadar süren anma etkinliği izleyen bu oldukça kalabalık topluluk, gösteri bitiminde ise düzenleyenleri ayakta alkışladı.

 Etkinlik Eğitim Sen Söke Temsilciliği Yönetim Kurulu Üyesi ve Kadın Kolları Başkanı Sevay Açıcı Akkan’ın açılış konuşması ile başladı ve Nazım’ın hayatı hakkında bilgiler verdikten sonra etkinliğe katkıda bulunanlara teşekkür ederek konuşmasını bitirdi ardından sinevizyon gösterisi yapıldı ve şiirler okundu.

 Burada bir noktaya değinmekte fayda var Eğitim Sen “katkıda bulunanlara teşekkür etme” kısmını artık dikkatli bir şekilde yapıyor ancak başka bazı etkinliklere bakıyorum da, bu katkıda bulunanlara teşekkür etmek kısmı genellikle es geçiliyor veya hızlı geçiliyor, neden diye sorunca da aldığınız yanıt genellikle, “izleyici bunun uzun olmasını pek sevmez”, şeklinde bir cevap veriliyor. O zaman izleyiciye bir kaç söz söylemek gerekiyor;

 Katkıda bulunanların tamamı bu işi gönüllü bir şekilde yapıyor, hiç bir karşılık beklemeden ve kendine ait zamanı başkalarına ayırarak, aslında büyük bir özveri de bulunuyor, yaşama sadece izleyici olarak değil ayrıca üretici olarak da katılıyor ki, bu en önemli kısım, bunun için izleyenlerin, en azından bu harcanan emeğe saygıdan dolayı katkıda bulunanlara teşekkürü mutlaka dinleyip, kimlerin ürettiğini öğrenmesi ve onları desteklemesi açısından yararlı olduğunu düşünüyorum –ki bu isimler okunduktan sonra küçük bir alkışla bu kişileri de desteklediklerini gösterebilirler-

 ve tabi daha da güzeli siz de katkıda bulunun sizinde isiminiz teşekkür kısmında okunsun.

 Bu dinletide şiirleri Nurcan Erdoğan, Fatih Erdoğan, Alper Esin, Özge Esin, Songül Yılmaz ve Yılmaz Tağaç okudular, sinevizyon gösterisini Mesut Çağlar hazırladı, dramatizeyi ise Söke Belediyesi Şehir Tiyatrosu Oyuncuları ile yönetmenleri Hüseyin Akkaya canlandırdı

evet katkıda bulunan herkese tekrar teşekkürler deyip Nazım’ın “yatar bursa kalesinde”şiirinin son kıt’ası ile bitirelim;

……..

“Yüreği delinip batmadan,

şarkısı tükenip bitmeden,

cennetini kaybetmeden,

yatar Bursa kalesinde.”

“Ateşi ve ihaneti gördük…” ve Görüyoruz

“Ateşi ve ihaneti gördük…” ve Görüyoruz .. Yazan:Tufan Dinarlı
Bugün Nazım Hikmetin ölüm yıldönümü, büyük usta Nazım Hikmet bundan 43
Yıl önce 3 haziran 1963 yılında Moskova da evinde geçirdiği bir kalp
krizi sonucu hayata gözlerini yumdu, saygıyla anıyoruz.
Nazım Hikmet hayatı boyunca sadece şiir yazdı, aşık oldu, ve vatanını
savundu hasretle; ne eline bir silah aldı ne banka hortumladı, ne de
holding batırdı. Sadece ve ısrarla bozuk düzene karşı, düzeni bozan,
vatanı satan hükümetlere karşı vatanını savundu ve onu “vatan haini”
ilan edenlerin itibarı iade edildiği halde o hala “vatan haini”.(1) o
yıllarda kendisine “vatan haini” diyenlere aşağıdaki şiiri yazmıştır;

VATAN HAİNİ

“Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne,
kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson’un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
“Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

Diye başlayan Nazım’ın şiiri bugün bile güncelliğini korurken ayrıca
“vatan hainlerini” de korkutmaya devam ediyor, Amerikan sermayesi ile
kurulmuş televizyon olan CNN Türk de Nazım Hikmetin hayatını anlatan
bir belgesel yapan Can Dündar bu bölümü sansürleyerek şiirin sadece
aşağıda yer alan kısmını yayınlamış ve bunu üzerine benim yazdığım
“Nazım HİKMET Belgeseline Sansür” başlıklı eleştiri yazısına ise ne
sansürcü Can Dündar nede belgeselde şiiri seslendiren Genco Erkal
henüz bir cevap yazmamıştır(2);
Vatan haini isimli şiirin devamı;

“Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz,
ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası,
Amerikan donanması, topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla:
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.”

Nazım Hikmet, 1920 yılında İstanbul işgal edilip Anadolu’da kurtuluş
savaşının başladığı yıllarda arkadaşı Va-la Nurettin ile Ankara’ya
gitti, İstanbul’daki gençlere Anadolu’da kurtuluş mücadelesi için
yapılanları anlatan bir şiir yazdı, bazı İstanbul gazetelerinde
yayınlanan bu şiir büyük yankı yarattı, Ankara hükümeti bir şiirin
yarattığı bu duyarlılık konusunda şaşkına düştü ve “İstanbullu
gençlerin hepsi gelirse ne yaparız nereye yerleştiririz” tartışmaları
yaşandı, Nazım’ın cepheye gitme istekleri geri çevrildi ve Ankara
hükümeti tarafından Bolu’ya öğretmen olarak tayin edildi,
1921 yılında Moskova’ya gitti ve komünizm ile tanıştı, ama Nazım’ın
insanlara olan inancı ile hükümetlere-yönetenlere olan muhalefeti
yaşamı boyunca hiç değişmedi Ankara’da hükümetler değişti, Mustafa
Kemalin yerine İsmet İnönü onun yerine Adnan menderes geldi hepsi de
Nazımın muhalefeti ile karşılaştı halkın yanında bir ozan olan Nazım
yanlış gördüğü her şeyi eleştirdi, Moskova’ya gitti Stalin tarafından
takip ettirildi Sovyet’lerin dünyaca ünlü sanatçılarının Stalin
karşısında susmalarına hatta zımnen desteklemelerine(2) karşın
Stalin’i eleştirdi,
Ulusal kurtuluş savaşının gerçek kahramanlarının halktan insanlar
olduğunu anlatmak için bugün bile hala bazı sözleri –özellikle
İstanbul basınını ve sermayesini eleştirdiği 2.bap’ı- sansür edilen
Kuvayi Milliye destanını yazdı (4)

Nazım yazar okuyanlar korkar, Nazım yazar, okuyanlar hapseder, Nazım
yazar, Uluslarası barış ödülü verilir ama alması için pasaport
verilmez, ve işte hayatından satır başları:

1925 : Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde gizli örgüt üyesi olduğu
gerekçesiyle yokluğunda yargılanarak “on beş yıl küreğe konulma
cezası” verilir. Bu durum onun ülkeden ayrılmasına yol açar.
Moskova’ya gider.

1927 : Katılmış olduğu “Viyana Konferansı” nedeniyle İstanbul Ceza
Mahkemesi’nde yokluğunda yargılanır. Üç ay hapis cezası verilir.

1928 : Yurda dönmek üzere Moskova’daki Büyükelçiliğe başvurur.
Pasaport almak istemektedir. Ancak kendisine yanıt verilmez bunun
üzerine gizlice sınırı geçerse de Hopa’da yakalanır. İstanbul
üzerinden Ankara’ya götürülür. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde, daha
önce yokluğunda yapılan yargılamalar yinelenir. Üç ay hapis cezası
verilir. Cezaevinde geçirdiği süre gözönüne alınarak serbest
bırakılır.

1933 : “Gece Gelen Telgraf” şiirinden dolayı yargılanır. Altı ay üç
gün hapis cezası verilir. Babası bir kaza sonrası ölür. Onun ölümü
üzerine “Hiciv Vadisinde Bir Tecrübei Kalemiye” başlıklı şiiri yazar.
Şiirde babasının patronu Süreyya Paşa’ya hakaret ettiği gerekçesiyle
hakkında dava açılır. Bir yıl hapis, 200 lira para cezasına
çarptırılır. Bu sıralarda “gizli örgüt” kurduğu savıyla Bursa Ağır
Ceza Mahkemesi’nde açılan ayrı bir davada idamı
istenir. Dört yıl ağır hapisle cezalandırılır.

1936 : Gizli örgüt kurmak ve yönetmek savıyla yargılanır ve aklanır.

1938 : Askeri öğrencileri isyana teşvik suçlamasıyla da “Donanma”
davaları açılır. Toplam 28 yıl 4 ay ağır hapisle cezalandırılır.

1941 : Bursa’da “Memleketimde İnsan Manzaraları” nı yazmaya başlar.

1950 : Yurt içinde ve dışında çeşitli kuruluşlarca “Nazım’a Özgürlük
Kampanyaları” açılır. Meclis’in gündeminde bulunan Af Kanunu’nu
çıkarmadan tatile girmesi üzerine, Nazım, 8 Nisan’da açlık grevine
başlar. Aynı gün, Bursa’dan İstanbul’a Paşakapısı Cezaevi’ne
götürülür. 23 Nisan’da grevini avukatlarının isteği üzerine geçici
olarak durdurur. Ağır hastadır, doktorlar üç ay bir hastanede tedavi
görmesi gerektiğini belirtirler. Ancak durumunda hiçbir değişiklik
olmayınca 2 Mayıs’ta yeniden greve başlar. Açlık grevi kamuoyunda
büyük yankı uyandırır. İmza kampanyaları başlatılır. “Nâzım Hikmet
adlı bir dergi çıkarılır 9 Mayıs’ta annesi Celile Hanım 10 Mayıs’ta
şair Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat açlık grevine başlarlar.
14 Mayıs seçimleri sonucunda ortaya çıkan yeni durum üzerine, 19
Mayıs’ta greve ara verir. Çıkarılan Genel Af Kanunu’yla serbest
bırakılır. 22 Kasım’da Dünya Barış Konseyi tarafından Pablo Picasso,
Paul Robeson, Wanda Jakubowska ve Pablo Neruda’yla birlikte
“Uluslararası Barış Ödülü”nü almaya hak kazandığı açıklanır.
Kendisinin katılamadığı törende ödülünü Neruda alacaktır.

Nazım artık yazmıyor, Moskova’daki mezarında kendisini Anadolu da bir
köy mezarına götürecekleri bekliyor –hani şu çınarın altında olacak
olan- şimdilik yapabildiğimiz ustayı yalan ve dolanla anlatmaya
çalışan özünü yok ederek kendileri gibi dönek ve vatan haini
yapacaklarını sananlara rağmen onun onurlu ve dimdik duruşunu
yaşatmaya çalışmak bu yıl yazarak ama seneye söz bir belgesel filmini
yapacağım (kendi imkanlarımla, gönüllü desteklerle -öyle büyük
sermayenin kapısını çalarak falan değil- çünkü film bedava
dağıtılacak)

“Ateşi ve İhaneti” hala görüyoruz ama yine de yılmıyoruz ve O büyük
ozanı, büyük usta Nazım Hikmet’i Ölüm Yıldönümünde “Yaşamak Bir Ağaç
Gibi Tek ve Hür ve Bir Orman Gibi Kardeşçesine…” diyerek saygıyla ve
sevgiyle anıyoruz.

Kaynakça

(1) Nazım Hikmetin vatan haini ilan edilmesini sağlayan kanun
yürürlükten kalktı ama AKP hükümeti yerine çıkardığı bir yasa ile
“vatan hain”lerine “başvuruda bulundukları takdirde tekrar
vatandaşlığa alınmasına dair” kanun çıkardı, nasıl mizah gibi ama
değil mi? Nazım artık “vatan haini” değil ama bunun tescil edilmesi
için “başvuruda bulunması” gerekiyor, AKP yi “sosyal demokrat”
sananlara duyurulur.
(2) Nazım Hikmetin şiirinde yer alan “amerikan sermayesi” ile başlayan
bölümlerin sansürlenmesi üzerine yazdığım yazı aşağıdaki linkten
okunabilir,
http://www.kameraarkasi.org/belgesel/c/candundar/nazimhikmetbelgeseli_sansur.html
(3) Dünya ve Sovyet sinemasının büyük ustası Eisenstein SSCB nin
kuruluşunu anlatan “Ekim” filminin montajını yaparken Stalinin
“isteği üzerine” filmden Stalin tarafından “hain” ilan edilen Trocki
ile ilgili olan sahneleri çıkarmış ve filmi ikinci kere kurgulamıştır…
(4) Kuvayi milliye destanının ikinci bap’ı şöyle başlar:

yıl yine 1919
ve
istanbul’un hâli
ve
erzurum ve sivas kongreleri
ve
kambur kerim’in hikâyesi

biz ki istanbul şehriyiz,
seferberliği görmüşüz :
kafkas, galiçya, çanakkale, filistin,
vagon ticareti, tifüs ve ispanyol nezlesi
bir de ittihatçılar,
bir de uzun konçlu alman çizmesi
914’ten 18’e kadar
yedi bitirdi bizi.
mücevher gibi uzak ve erişilmezdi şeker
erimiş altın pahasında gazyağı
ve namuslu, çalışkan, fakir istanbullular
sidiklerini yaktılar 5 numara lâmbalarında.
yedikleri mısır koçanıydı ve arpa
ve süpürge tohumu
ve çöp gibi kaldı çocukların boynu.
ve lâkin tarabya’da, pötişan’da ve ada’da kulüp’te
aktı ren şarapları su gibi
ve şekerin sahibi
kapladı miloviç’in yorganına 1000 liralıkları.
miloviç de beyaz at gibi bir karı.
bir de sakalı halife’nin,
bir de vilhelm’in bıyıkları.

biz ki istanbul şehriyiz,
güzelizdir,
dört yanımız mavi mavi dağdır, denizdir.
öfkeli, büyük bir şair :
«ey bin kocadan arta kalan bilmem neyi bakir»
demiş
bize
ve bir başkası,
yekpare acem mülkünü fedâ etti bir sengimize.

biz ki istanbul şehriyiz,
işte, arzederiz halimizi
türk halkının yüce katına.
mevsim yazdır,
919’dur.
ve teşrinlerinde geçen yılın
dört düvele teslim ettiler bizi,
gözü kanlı dört düvele
anadan doğma çırılçıplak.
ve kurumuştu
ve kan içindeydi memelerimiz.

biz ki istanbul şehriyiz,
fransız, ingiliz, italyan, amerikan
bir de yunan,
bir de zavallı afrika zencileri
yer bitirir bizi bir yandan,
bir yandan da kendi köpek döllerimiz :
vahdettin sultan,
ve damadı ferit
ve ingiliz muhipleri
ve mandacılar.

biz ki istanbul şehriyiz,
yüce türk halkı,
malûmun olsun çektiğimiz acılar…
…………
(5) İnternette Nazım Hikmet ile ilgili bazı siteler:
www.nazimhikmetran.com
http://nazimhikmet.fisek.com.tr/
http://www.antoloji.com/nazim_hikmet_ran
http://www.nazimhikmetkulturmerkezi.org/
http://nazim_hikmet_ran.sitemynet.com/
http://www.marksist.com/Bellek/Nazim.Hikmet2.htm

Tufan Dinarlı web sayfaları
http://hayatadair2006.blogspot.com/
http://www.geocities.com/tdinarli/