Kılıçdaroğlu ve Bahçelinin Cumhurbaşkanlığı seçim başarısı (!)

Siyasi ve ideolojik olarak hiçbir önerisi olmayan İhsanoğlunun 15,5 milyon (%38) oy almış olması Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin başarısıdır. Aynı şekilde Türkiye’nin sorunlarına hiç bir “öneri” getirmeyen liderlerine, bu kadar bağlı  “şu adama oy verin” dedikten sonra -nedensiz, niçinsiz, bilinçsiz- koşarak ona oy veren bir topluluk az görülür, az bulunur ve dokuz seçim kaybedip hala Genel Başkanlık koltuğunda oturan bu iki lideri “kutluyorum” tarihte örneğine çok az rastlanır bir başarı sergiliyorlar. Böyle bir seçmen kitlesi her zaman bulunmaz (!)
cumhurbaşkanı seçim sonuçları-2014

Bir Kaset Skandalı ve Chp Aydın İl Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Akkentli İle Konuşmamız

    Geçtiğimiz günlerde Söke Ekspress Gazetesinde yayınlanan bir haberin altına eleştiri yazısı yazmıştım. (haberi bu linkten okuyabilirsiniz http://www.sokeekspres.com/Haber/9672-toyran-chp-ye-uyelik-basvurusunu-yapti.aspxbu yazıda şöyle demiştim:

 
“Rezillik üzerine Murathan Munganın bir sözü var “bu ülkede herşey olabilirsiniz ama rezil olamazsınız” demiş şair. bu fotoğrafı görünce aklıma geldi dün Süleyman Toyran hakkında bir sürü laf söyleyen basın bülteni yazarak eleştiren Chp ilçe yöneticileri, il meclis üyeleri bugün rezil olmak bir yana utanmadan birlikte fotoğraf çektirmişler. bari kamuoyundan bir özür filan dileyin diyecem ama demek ki bu ülkede rezil ve utanmaz olmuyorsunuz.”
 
Bu yazıyı yazdıktan sonra yazımdan alınan kişilerden Chp Aydın İl Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Akkentli bir gece beni telefonla aradı. (bu siyasiler gündüzleri çok yoğunlar herhalde ya da çok çalışıyoruz havası vermek mi istiyorlar bilemedim.)
 
Eleştiri yazımı okuduğunu bu konuda konuşmak istediğini söyleyerek daha önce yayınladığı basın bülteninde yer alan şu sözlerini bana tekrar etti:
“CHP İl Başkanımız Sayın Barkan KALINOMUZ,CHP İl Yönetim Kurulumuz,CHP Aydın Milletvekillerimiz ,Sayın Metin Lütfi BAYDAR ve Sayın Osman AYDIN ,CHP Seçim ve Hukuk İşerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Bülent TEZCAN ,CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan yardımcımız Gökhan GÜNAYDIN ve Genel Sekreterimiz Sayın Bilhun TAMAYLIGİL ile yapmış olduğumuz görüşmelerimizde kesinlikle böyle bir gelişmeden bilgilerinin olmadığını söylediklerini belirtmek isterim.”
(Fatih Akkentlinin basın bültenini buradan okuyabilirsiniz)
Ve ekledi bunların hepsinin kaydı var istersen dinletebilirim dedi. “Gerek yok teşekkür ederim.” dedim ama yanıtımı herhalde yeterli bulmadı ki ekledi: “Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu ile de görüştük onunda böyle bir kişiden ve işten haberi yok. Yaptığımız gürüşmenin kaydı var istersen dinletebilirim” dedi ve ekledi ama “off the record.” tabii ben bunu duyunca biraz şaşırdım genel sekretere kadar herkesle yapılan konuşmayı kayıt etmek ve daha önce bir kaset sıkandalı ile genel başkanı değişmiş bir partinin yeni genel başkanı ile yapılan görüşmeyi yasa dışı olarak kayıt etmek gerçekten cesaret istiyor.
Burada bir parantez açarak “off the record” sözcüğünü bilmeyenler için açıklamak istiyorum. Bu konuda wikipedia ansiklopedisi şunları yazıyor:
Off the record, bir habercilik terimi. Haber kaynağının, gazeteciye kayda almaması koşulu ile açıkladığı bilgidir. Haberin içeriğinde yer verilmeyecek olan bu bilgi, olayın haber üzerinde çalışan gazeteci tarafından etraflıca anlaşılması için kendisine söylenir. Gazetecilik etiği gereği gazetecinin bu bilgiyi açıklamaması gerekir.” (merak edenler için maddenin linkiburada)
 
Şimdi efendim ‘gazetecilik etiği gereği açıklanmaması gereken bir bilgiyi’ niye açıklıyorsun diyerek beni suçlamadan önce yazımın devamını okumanızı öneririm.Çünkü gazetecilik etiği benim için çok önemli.
 
Parentezi kapatıp devam edeyim Fatih Akkentli “istersen dinletebilirim” dedikten sonra ben, yasadışı yapılmış bir kayıtı dinleyerek suç ortağı olmak istemediğim için dinlemek istemediğimi söyledim. Kendi haklılığından iyice emin olmuş olmalı ki “-biz rezil olmadık” dedi. Eh! Murathan Mungan’ın haklı çıkmasına sevindim doğrusu.
Ardından ben ona siyasilerin mal varlıklarını açıklamaları hakkında ne düşündüğünü sordum: “açıklamaları gerekir, ben seçilirsim ben de açıklayacağım” dedi, ben de herhalde ileri için büyük beklentileri var diye düşündüm ama sanırım konuyu tam anlatamamışım aslında 1990 yılında kabul edilen 3628 Sayılı Kanuna göre seçilmişlerin tamamı zaten mal bildiriminde bulunmak zorunda ancak bunların açıklanması kişinin isteğine bağlı.
Neyse bu konuya daha başka bir yazıda gireceğim için şimdilik bir bilgi olarak yazmış olayım. Fatih Akkentli ile telefonda yaptığımız konuşmayı yazmaya devam edeyim;
Bana “Özür” konusunu anlamadıklarını söyledi, tahmin edebiliyorum siyasilerin hiç anlamadıkları ve belkide manasını bile bilmedikleri bir sözcük Özür. “Yanıldığınız için olabilir” diyerek geçiştirdim bir siyasi kişi “Özür”ün ne olduğunu bugüne kadar anlamadıysa benim anlatmam zaten işe yaramaz.
Ve nihayet sürekli “kaydı var dinleteyim” diyor ya ben de merak ederek; “Fatih sen böyle her şeyi kayıt altınamı alıyorsun” diye sordum. Cevap beklediğimden farklı oldu; bana cevap olarak “yıllar önce siyasete başladığı zaman konuştuğu kişilerin sürekli sözlerini inkar ettiğinden” bahsetti ve ekledi “ben de o günden beri yaptığım her konuşmayı kayıt altına alıyorum”
Eh! bu sözler üzerine söyliyecek bir kelime bulamadım “iyi geceler” dileyip telefonu kapattım.
Hiç kimseye güvenmeyerek herşeyi kayıt altına alan bir siyasetçi “vay!” dedim “memleket ne hale gelmiş” öyle ki üyesi olup çalıştığı, il yönetimine kadar yükseldiği, siyasi partinin genel başkanına bile güvenmiyor ve konuşmalarını izinsiz olarak kayıt ediyor. Üzüldüm. Bu sözler üzerine telefonla yaptığımız karşılıklı görüşmeyi düşündüm bu şartlar altında belli ki bizim konuşmamızıda kayıt altına almış oluyordu. Böyle olunca da bana söylemiş olduğu kayıt dışı kelimesinin de bir anlamı kalmıyordu çünkü Fatih Akkentli ile yaptığımız görüşme kayıt dışı “Off the record” bir görüşme değil bizzat kendisi tarafından kayıt altına alınan “On the record” bir görüşme imiş. Bana düşen de bunları yazarak kamuoyu ile paylaşmak oldu.
Konuşmamızın bir yerinde ben siyasette yeniyim sizin gibi ağabeylerden öğreneceğim şeyler var öğretirseniz sevinirim demişti ben bir siyasetçi değilim ama yaşam hakkında var olan bilgim dahilinde bir kaç nasihat vereyim ki bakarsın yararlı olur;
Sevgili Fatih, gazeteciler, suçlarını itiraf edip rahatlıyacağın psikolojik danışman değildirler.Bir suçu itiraf ederek arkasından “off the record” diyerek kendini kurtaramazsın. İyi insanlar, kendilerine itiraf edilen veya bildirilen bir suçu yazmazlar ise suç ortağı olurlar.
Bana sorarsan sen bırak bu kaset işlerini falan, bak bir önceki genel başkanınız Deniz Baykal’ın başını yedi bu işler, yani bunlar tehlikeli sular, dürüst ol, hayatta ve siyasette dürüst olmak her zaman insana para kazandırmayabilir ama vicdanın rahat olur herşey maddiyat değildir.
Umarım bu yazdıklarımdan gerekli dersleri çıkarırsın, Kendine iyi bak. Sevgiler.

12 Eylül Referandumu Ya da Kılıçdaroğlunun Var Olma Savaşı.

12 Eylül Referandumu Ya da Kılıçdaroğlunun Var Olma Savaşı.

Referanduma çok az zaman kaldı ama sonuçlar belli oldu gibi, bu Anayasa değişikliğinin kabul edileceğini toplumun neredeyse %55- %60’lık kısmı anladı, aslında CHP yi yönetenlerde anladı (son günlerdeki konuşmalarını izleyin hepsi bir ağızdan sanki referandum bitmiş de neden kaybettik konuşması yapıyorlar, hatta birisi sonuç yüzde kırk çıkarsa bu CHP için büyük başarı bile dedi.) peki referandumun başından beri ve özellikle CHP liderin konuşmalarının sertleşmesinden ne anlamak gerekiyor. Sert üsluplardan anlaşılan o ki “Evet” oylarının tartışılacak bir yanı yok ama “Hayır” oylarının yüzdelik oranı Kılıçdaroğlunun geleceğini belirleyecek.

Kılıçdaroğlu, birkaç ay öncesine kadar genel başkanlığı aklından bile geçirmiyordu; Baykal, -kendi ifadesi ile- kendisine kurulan “Devlet Komplosu” ile genel başkanlığı bırakmak zorunda kalınca, Kılıçdaroğlu, CHP ye genel başkan oldu. Oldu ama CHP genel başkanlığına medya sayesinde geldi ve medya sayesinde gidebilir, bundan dolayı da referandum Kılıçdaroğlunun ilk sınavı ve var olma ya da yok olma sınavı; geleceği bu sınava bağlı…
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlunun amacı genel seçimlerde CHP nin aldığı oy oranını tutturmak, yoksa değişimin önünde kimsenin duramadığını o da biliyor, insanlar değişim için önlerine konulan referandumlarda bugüne kadar hep “evet” demişler.
Referandum “Evet” sonuçlarının fazla çıkması halinde, iddia edildiği gibi ülkenin geriye gitmeyeceği açık, nedenini CHP liler de biliyor ama unutanlar için hatırlatalım; referanduma sunulan değişiklikler henüz TBM Meclisinden geçmiş iken referandum teklifi, CHP tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldü, mahkeme teklifin tamamını inceledi ve birkaç değişiklik dışında Anayasaya aykırı bir yön bulunmadı, yani, O “ülke tek parti iktidarına doğru gidiyor” “diktatörlük geliyor” “karanlığı gidiyoruz…”vs. iddialarının hiçbir dayanağı olmadığını resmen söylemiş oldu, Anayasa Mahkemesi üyeleri, bu iddiaları, metinde görselerdi eğer, bu değişiklikleri olduğu gibi geri gönderirler ve ellerine hazır fırsat geçmişken AKP yi kapatırlardı, bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Peki bütün bu dayanaksız iddialar neden ısıtılıp ısıtılıp öne sürülüyor, çünkü Kemalistlerin ve onların peşinden giden solcuların korkuları ayağa kaldırılmaz ise sandığı gitmeyeceklerini biliyorlar, “hava güzel, tatile çıkalım, nasıl olsa bunlar gene kazanacak” gibi yaklaşımlarla, “hayır” oyu verecekler sandığa gitmeyebilir. Eğer bu kitle sandığa gitmez, bunun soncunda CHP ve MHP oyları genel seçimlerdeki oranın altına düşerse, bu durum, CHP genel başkanı olarak ilk kez seçime giren Kılıçdaroğlu için genel başkanlığı tartışmalı hale getirebilir ve dahası Baykal a dönüş yolu açılabilir. Bundan dolayı Kılıçdaroğlu kendi varlık sorununu, ülke sorunu gibi yaparak aslında kendini kurtarmaya çalışıyor.
Boykotçulara gelince, solcular burnundan kıl aldırmıyor, “12 eylülde en çok zararı biz gördük, siz bizim ölülerimize nasıl sahip çıkarsınız” diye. bu doğru en çok zararı solcular gördü ama sonuç olarak bizler otuz yıldır hesap soramadık, şimdi birileri hesap soruyor ise nedir bu yaklaşım “ben hesap sormaz isem kimse soramaz” mantığı. Kürtler ayrı bir alem, birlikle güzel günlere yürüyelim diyorsun, cevap olarak; “Boykot” Neden; çünkü Kürtlerin talepleri burada yokmuş, talepler olmayabilir ama bugünkü baskı rejiminin nedenleri orada, onlarla hesaplaşma fırsatın var, Diyarbakır zindanlarında ölen, sakat kalan, dağa çıkan arkadaşların için git hesap sor?…